17 Ağustos 2012

Sabah uyanınca, petroldekiler bana kahvaltı hazırlıyorlar. Ben de afiyetle yiyorum, Ömer Abiye söz verdiğim gibi. Ardından bisikletimin bagajına iki adet küçük kavunu bağlayarak yola çıkıyorum. Bir daha kim bilir ne zaman gelirim buralara. Geride güzel bir dost bırakarak ayrılmak çok güzel. İnişler ve çıkışlar ile devam ediyorum yoluma. Tavuk ve yumurta taşıyan kamyonların oluşturduğu tehlikelere göğüs gererek pedalımı çeviriyorum. Bir süre sonra geçtiğim birkaç köyün tarlalarını seyrediyorum. Aşağıda görmüş olduğunuz bitki, bir zehir. 🙂 İnsanların kötü alışkanlıklarından bir tanesi… Tütün… Yaprakları kopartılarak bir ipe diziliyor ve kurutuluyor. Sonrasında ise işlenmek üzere fabrikalara satılıyor. En son işlem ise marketlerde satılmak üzere paketlenmiş zehir olarak raflara konuluyor. 🙂

Bu manzaranın ardından yoluma devam ediyorum. Karşıma çıkan ilk kavşak Uşak – Denizli yol ayrımı oluyor. Buradan Uşak yönüne dönüyorum. Sadece 6 km ilerideki Sivaslı ilçesini gezmek ve görmek için. Pınarbaşı beldesini geçtikten hemen sonra ulaşıyorum Sivaslı’ya ve ilçe merkezini geziyorum. Tabii yine fotoğraf  hüsranı devam ediyor. Merkezde çektiğim onca fotoğraf yok oldu gitti. 🙂 O nedenle Sivaslı ilçe girişi fotoğrafından başka bir fotoğraf gösteremiyorum sizlere.

İlçe merkezinde bir market önünde kısa bir mola veriyor ve soğuk birşeyler içiyorum. Biraz da dinlendikten sonra geldiğim yolu geriye dönüyorum. İstikamet şimdilik Denizli’nin ilçesi Çivril olacak. Günün ikinci, turun ise beşinci il sınırlarına giriyorum.

Bundan sonraki yol, geldiğim yollara göre daha insaflı görünüyor. Çaktırmadan çıkışlar beni yormuyor ve daha rahat pedal çeviriyorum. Yolun dar olması şimdilik bir sorun ama bazı yerlerde yapım çalışması olan kısıma geçiyorum.

Çıkış devam ediyor, bunun güzel bir inişi olmalı… 🙂

Güzel başlayan günden şahsıma ait mutlu bir fotoğraf… Yolda olmak işte beni böyle yapıyor. Tur coşkusu her zaman benimle birlikte… 🙂

Tırmanışın bittiğini ve inişin başlayacağını simgeleyen tabelaya ulaşıyorum nihayet. Saat 10 oldu ve buradan sonra ineceğim yer Denizli’nin Çivril ilçesi olacak. Iğdır Geçidi zirvesi 995 metre yükseklikte ve biraz soluklanmak için çok ta uygun…

Aşağıda Çivril görünüyor. Buraya tersten çıkıyor olsaydım epey yorula bilirdim. Ama çıktığım yön çok daha rahattı. Şanslı günümde olmalıyım. 🙂

İnişi sert bir şekilde yapıyorum ve beni durduran şey Çivril giriş tabelası oluyor. 18000 nüfusa sahip ilçe Denizli’nin büyük ilçelerinden sayılabilir. Merkeze kadar biraz daha ineceğim. O nedenle fotoğraf çeker çekmez devam ediyorum yola.

Çivril ilçe merkezinde biraz dolaşıyorum, ama fazla vakit geçirmiyorum. Buradan sonra Dinar tabelalarını takip ederek ilçeden dışarıya çıkıyorum. Karnım acıktı, yemek için uygun yer kollamaya başlıyorum. Bir süre sonra karşıma çıkan petrolde molaya duruyorum. Ama bir çalışandan başka kimsecikler yok. Sanki terkedilmiş gibi bir yer. Bisikletimi bir köşeye koyup çıkınımı açıyorum. 🙂 Bir adet büyük kekim var, yanına birazda meyve suyu. Bu ikisi beni epey idare eder.

Karnımı doyurdum bir nebze, tekrar yola düşüyorum. Buradan sonra yolun trafiği daha rahat ve manzarası daha doğal. O nedenle çok daha mutlu pedal çeviriyorum. Zeytin tarlalarının süslediği yol manzaraları görülmeye değer.

Solumda epey ihtişamlı bir dağ görüyorum. Tabii ilk anlamda adı sanı nedir bilemiyorum ama izlemesi epey keyifli. Yanından yamacından pedallamak çok güzel, belki doğal yaşamdan bir sahneye şahit olabilirim umudu var. Biraz ileride çıkan tabela ile dağın Akdağ olduğunu ve tabiat alanı olduğunu öğreniyorum. Yaban ve doğal hayatı görme şansım şimdi çok daha yüksek. 🙂

Dinar’a, giderek yaklaşıyorum farkında olmadan. 39 km yolum kalmış, bugün nereye kadar giderim bilmiyorum. Burdur’a gitmek istemiyorum ama, bunu biliyorum. 🙂

Akdağ’dan birkaç kare daha fotoğraf çekiyorum. Uzaklaşıyorum, bu sefer daha farklı görünüyor. Güzel vadiler ve yamaçlar her şekli ile güzel.

Saatim 12’yi gösterdiğinde, Işıklı Gölünün muhteşem manzarasında duruyorum. Çok güzel bir sulak alan ve üzerinde bir sürü su kuşu. Tabii çıplak gözle sadece bir kaçını görebiliyorum.

Leylek kardeş gölün kurumuş kısmında karnını doyurmak için birşeyler arıyor sanırım.

Küçük sallar ise farklı bir görüntü katıyor bu göle. Az da olsa balıkçılık yapılıyor herhalde. Gölden bir kaç manzara sizlere…

Göl kenarında, yanımda duran bir kamyoncu ile biraz muhabbet ediyoruz. Artık klasikleşen sorular can sıkmaya başladı. Her insana ayrı ayrı bir şeyler anlatmak beni yoruyor gibi. Bir de bir kaç saat önce yine birilerine anlatmak zorunda kaldıysam. 🙂 Bu kadar akıl almaz ne var anlayamıyorum. Vakti zamanında atalarımız yürüyerek göç etmişler, bizler şimdi bisiklet ile oradan oraya gidiyoruz. Ne kadar da rahatız aslında. 🙂

Bir süre pedal çevirdikten sonra arkamda taşıdığım kavunlardan birisini yemek üzere gölge bir yerde mola veriyorum. Kesiyorum kavunu ve oracıkta bitiriyorum. Bu sıcakta bana çok iyi geliyor, bir süre daha beni idare eder. 🙂

Gümüşsu Belediyesinden geçerken soğuk bir şeyler içmek istiyor ve bir markette duruyorum. 🙂 Tabii yine muhabbet başlıyor aynı türden. Cevaplarımı otomatiğe aldım sabırla cevaplıyorum. Ama bu defa arkadaş biraz daha farklı çıkıyor. Kendisi de gezmeyi seven bir arkadaş ve bisiklet mevzusundan sonra gezilen yerleri sormaya başlıyor. İşte bu sorular bizleri biraz daha heyecanlandırıyor. Bu sırada, içtiğim sodanın üzerine bir de meyve suyu içiyorum ikram olarak. 🙂

Işıklı Göl’den sonra Gök Göl sulak alanı çıkıyor karşıma. Burası Işıklı Gölü gibi değil ama, su seviyesi çok az. Sazlıklar arasından göremiyorum bile yani, o derece. Burada fazla vakit geçirmeden yoluma devam ediyorum.

Ovalar, dağlar manzarası ile pedallamaya devam. Buradan sonra yeni bir şehrin topraklarına giriyorum. Günün üçüncü şehri Afyonkarahisar toprakları…

Dinar’a giderek yaklaşıyorum ve bir yerde karşıma çıkan bu manzara karşısında çok üzülüyorum. Her yer çöp ve berbat görünüyor. Bunları imha etmenin bir yolu yok mu acaba? Çıkan rüzgar ile bütün bir tarla üzeri pis poşetler ve çöplerle kapanmış… 🙁

Bu manzara ile bir süre gidiyorum ve 10 dakika sonra Dinar’a giriş yapıyorum. Bir ilçeye bu kadar yakın bir yerin bu kadar pislik içinde yüzüyor olmasına şaşıyorum.

Afyonkarahisar ilinin Dinar ilçesine vardım. Burada karnımı doyurmak istiyorum. Turda iken öğün hesabı yapamıyorsunuz. O nedenle ne zaman acıksanız karnınızı doyurmak istiyorsunuz. Yoksa güç kuvvet kalmıyor ve yol alamıyorsunuz.

Dinar ilçe merkezinde küçük bir büfede ekmek arası bir şeyler atıştırıyorum. Bu beni akşama kadar idare eder. Karnım tok olunca daha bir mutlu oluyorum sanki. 🙂 Dinar’da yapacak birşey yok, artık yola devam etsem iyi olacak. Hava baya sıcak ve yolda olunca bu sıcaklık biraz daha az hissediliyor. Rampa yoksa tabii. 🙂

İlçe merkezinden aşağıya doğru devam ediyorum. Yine trafiği yoğun yola çıktım. Bu sırada bir kaza atlatıyorum. Aşağıya doğru hızımı almış gidiyorum. Trafik ışıklarına itaat ederim hep ve bana yeşil yanan yoldan hızla geçerken kırmızı ışıkta geçen araç, önüme çıkıyor. Frenlere asılmam ile an farkı ile çarpışmaktan kurtarıyorum. Adam da duruyor ve mal mal yüzüme bakıyor. Tabii o sinir ile ben ağzıma ne geldiyse savuruyorum. Adam hatasını anlamış olacak ki hiç sesini çıkartmıyor. Bu beni daha deli ediyor ve saymaya sövmeye devam ediyorum. Adam da bu kadar hakaretten sonra durmadan çekip gidiyor. Bu kazayı atlattım ama elim ayağım titriyor. Kenarda durup sakinleşmeye çalışıyorum ve kendimi iyi hissedince yoluma devam ediyorum.

Bundan sonra biraz daha dikkatli pedallıyorum. Günün dördüncü şehri, turumun ise yedinci şehri olan Isparta il sınırlarına 15:30 gibi giriş yapıyorum. 🙂 Düne kadar tur boyunca dört şehir sınırlarından geçmiştim, bugün ise bir günde  dört şehir sınırlarında pedalladım. 🙂 Bu da garip bir istatistik oldu benim için.

Yeni bir şehrin sınırlarında pedallarken gitmeye karar verdiğim Keçiborlu’ya 17 km yolum olduğunu gösteriyor tabela. Henüz saat erken, oraya ulaşıp kendime güzel bir çadır alanı bulmak istiyorum.

Şimdilik düz yolda ilerlerken sol yanımda yine dağlar uzanıyor. Bir süre sonra tırmanışa başlayacağım tabii.

Bu beklenen tırmanış çok geçmeden çıkıyor karşıma. Hemen vitesi küçülterek yavaştan tırmanışa geçiyorum. Arada bulduğum çeşmelerde su molasını ihmal etmiyorum tabii. Tırmanış bir süre sonra bitiyor ve hızla inişe geçiyorum. Afyon, Burdur kavşağında soluğu alıyorum. Buradan Afyon yönüne, yani Keçiborlu’ya doğru dönüyorum. Bu kavşaktan sonra Keçiborlu 3-4 km kadar bir şey. Orada konaklamak istiyorum.

İlçe merkezine geldiğimde, toplanan pazar yeri ile karşılaşıyorum. 🙂 Pazardan dolayı her taraf pislik içinde. 🙂 Sora sora belediyeyi buluyorum ama mesai bittiği için kimseyi bulamıyorum. Oradan Emniyet Amirliğine çeviriyorum gidonumu. Buradaki polis arkadaşlara çadır kurmak için uygun bir yer soruyorum. Üç-dört kişi oturup konuşuyoruz ama ilçe sınırlarında bana bir yer gösteremiyorlar. Aralarından bir tanesi de Senirkent’e kadar git, orada çok güzel bir yer var diyor. 🙂 Dediği yer olduğumuz yerden 50 km ötede ve tırmanışlı bir yol. Ben de altımdaki taşıtın bisiklet olduğunu ve benim oraya ulaşmamın en az 3-4 saati bulacağını anlatıyorum. Ne var ya, şu tepeyi çıktıktan sonra salarsın gider, bir saatte oradasın diye konuşmasını sürdürüyor. Anlıyorum ki buradan bana yardım yok, bir süre oturduktan sonra kendi başımın çaresine bakmak üzere ayrılıyorum oradan. Ha bu arada, orada durduğum süre içinde GBT kontrolümde yapılıyor. 🙂

İlçe girişinde bulunan petrole soruyorum ama arkadaşlar yardımcı olmak istemiyorlar, ben de uzatmadan farklı bir yer arayışına devam ediyorum. Geldiğim yol üzerinde gördüğüm bir kaç istasyona sormak için geri dönüyorum. Bu sırada vakit ilerliyor, bir an önce yer bulsam iyi olacak. Karşıma çıkan ilk petrole giriyorum ve konuştuğum ilk kişi istasyon yetkilisi olduğunu söylüyor. Hemen durumu izah ediyorum ve aldığım cevap beni mutlu etmeye yetiyor.

Karşıdaki kıl çadırı göstererek, çadır kurmana bile gerek yok orada ki çadırın içinde kalabilirsin diyor. 🙂 Hemen gidip kalacağım yeri şöyle bir kolaçan ediyorum. Evet güzel, kalınabilir ama bunun içine çadır kurarak. Yoksa börtü böcek vs olduğundan pek rahat edemem. Kıl çadır yapılmış ama henüz tam bitmemiş, bu nedenle hizmet dışı. 🙂

Bir süre sonra çadırımı kuruyorum, kıl çadırın içine. 🙂 Çadır içinde çadır oldu artık ama olsun. 🙂 Üzerimi değişip istasyonda çalışan arkadaşların yanına gidiyorum. Muhabbet ederek vakit geçiriyoruz.

Akşam olduğunda,onlarla yemeğimi yiyiyorum. Üzerine de dün akşam Ömer Abinin verdiği kavunun yarısını götürüyorum. Çay demlenmek üzere, onu da içtikten sonra keyfime diyecek yok. 🙂 Yine güzel bir günün sonuna geldim. Yarın erken uyanmak üzere 10 gibi çadırıma gidip uykuya geçiyorum.

Gün Toplam Km: 142,54 | Ort. Hız: 19,6 | Max. Hız: 72,8 | Bisiklet Kullanma Süresi: 07:16:04

Tur Toplam Km: 815,15

8.Gün Harita ve Yükselti Tablosu (Karahallı – Keçiborlu); Haritayı büyütmek için lütfen üzerine tıklayınız?

Sevgilerimle…

onceki-gunorta-gunsonraki-gun

This entry was posted on Pazartesi, Ekim 29th, 2012 at 23:36.
Kategori: Türkiye'den.

2 Yorum,

  1. Başak Demirel

    Harikasınız gerçekten. Bir çırpıda sekiz günü okudum. İşim bitti eve gideceğim gidemiyorum okumaya devam etmek için:)
    İmrenmemek elde değil. Turunuzu Konyadan Şarkikaraağaca tur planlarken rastladım. Ben okurken bu kadar zevk aldıysam siz yoldayken ne kadar zevk aldınız tahmin bile edemiyorum. İlk uzun yolumu sizinle paylaşacağım:) Ama önce eziyetten taşıdığım 30 kiloyu verip , o 30 kilo yerine yükümü alıp yola çıkmam lazım.

    Sevgiler

Yorum Yaz “17’den 7’ye Bisiklet Turu 8.Gün (Karahallı – Keçiborlu)”

Serkan TAŞDELEN | pedalla.com | .net | .org | serkantasdelen.com.tr | Tüm hakkı saklıdır | 2014