07 Kasım 2011

Turumuzun ikinci gününe açık hava ile uyanıyoruz. Tabi henüz güneş yok, o nedenle dışarıya çıkmayı hiç istemiyoruz. Saatin alarmını birkaç kez ertelesem de sonuç olarak kalkmak zorundayım. O kadar çok uyumuşuz ki gözlerimiz şişmiş artık. Ama hala daha uyumak istemekte ne ola ki? 🙂

El yüz yıkama faslından sonra üzerimizi değiştirip bisikletlerimizi yol için hazırlıyoruz. İznik’i gezip, kahvaltımızı yaptıktan sonra yola çıkacağız.

Bizi, kendileri olmadan evlerinde misafir eden İnci ve Soner Sarıhan çiftine tekrar tekrar teşekkür ediyoruz. Onlar ile birlikte bir gün geçirmeyi çok isterdik ama nasip değilmiş. Kim bilir tekrar ne zaman ve nerede buluşabiliriz?

Biz hazırlandıktan sonra çıkıp evin önünde bisikletlerimizi hazırlıyoruz…

Biz ve bisikletlerimiz hazır olduktan sonra kapıyı kilitliyoruz ve evden ayrılıyoruz.

Hemen kendimizi İznik Gölünün yanında buluyoruz ve sabahın ilk ışıklarında muhteşem bir görüntüye şahit olduğumuz gölde fotoğraf çekmek istiyoruz. Makinemi kurup kendimi çekiyorum. Bu sırada Suat’ta gölün fotoğrafını çekmekle meşgul, o nedenle onu rahatsız etmiyorum.

Bu fotoğraftan sonra gölün muhteşem manzarasını çekmeye koyuluyorum. Hep böyle yerlerde yaşamayı istemişimdir. Şuan yaşadığım yerden şikayetçi değilim ama, nüfus olarak biraz daha az olabilirdi. 🙂

Bu defa Suat beni çekiyor ve bu güzel manzara gibi kendimi de ölümsüzleştiriyorum. 🙂

Bunca fotoğraftan sonra kahvaltı yapmak üzere merkeze doğru yola çıkıyoruz. Ama İznik o kadar güzel ki ilerleyemiyoruz. Sürekli durarak fotoğraf çekiyoruz.

Sonra yine devam ediyoruz ama durmamız çok uzak olmuyor. Yenişehir kapıda tekrar fotoğraf için duruyoruz. Her yanı çok güzel buranın, etkilenmemek mümkün değil…

Geçte olsa merkeze geldik. Çorba içmek için bir yerler ararken Ayasofya Camii’ni görüyoruz. 90 yıl aradan sonra ilk defa bu bayramda ibadete açılmış tarihi bir camii. Dışarıdan ne denli eski olduğunu görebiliyoruz zaten.

Ayasofya Caminin hemen yanı başında açık bir lokanta buluyoruz ve giriyoruz içeriye. Hava sabah ilk uyandığımız kadar soğuk değil, o nedenle dışarıda içiyoruz çorbalarımızı. Ne mi içiyoruz? İşkembe çorbası… 🙂

Çorbalarımızı bir güzel afiyetle mideye indirdikten sonra fazla vakit kaybetmeden yola çıkmak istiyoruz. Suat yanına nakit almak için bakaya giderken bende gideceğimiz yöne doğru bir fotoğraf çekiyorum. Günün ilk durağı Orhangazi ilçesi olacak…

Hızla İznik’i geride bırakıyoruz ve Orhangazi’ye 40 km yolumuzun kaldığını görüyoruz. Yükselti haritasına göre pek rampamız yok, gölün yamacından doğru gideceğiz…

İznik’ten çıkalı yarım saat kadar oldu ve kendi tempomuzda ilerliyoruz. Ama Suat’ın bugün hiç pedal çeviresi yok. O nedenle rüzgarıma aldım gidiyoruz. Eee adam günlerdir yollarda, bundan daha doğal birşey olamaz. Tabi böyle giderken, arada muhabbet etmiyor değiliz. Şarkıda söylüyoruz, hemde Yaralı’yı… 🙂

Ta ki bir çeşme başında molaya durana kadar… Bu çeşmenin suyundan sevgili Emre Özçelik abim içiyorum bilgisine…

Celâlettin Çeşmesi ( İznikli Yüksek Makine Mühendisi ) Allah razı olsun…

Sularımız tamamlandıktan sonra pedal başına dönüyoruz ve ilk çıkan tabela da tekrar duruyoruz. Bu tabelayı görünce yine yüzümüzde gülümse oluyor…

Orhangazi 30, Yalova 50, Almanya 2000.. 🙂

Çay molası için Orhangazi’yi düşünüyoruz, o nedenle yol üzerinde geçtiğimiz köylerde vakit kaybetmiyoruz. Çakırca köyünü çıktıktan sonra ki manzara ise muhteşemdi…

Sevgili Suat’tan özgürlük ve mutluluk nidaları… 🙂

Bu defa karşımıza çıkan şey ise yanımızdan yola dökülen termal sular oluyor. Bir diğer söyleyişler şifalı sular. Çok sıcak akıyor, üzerinden çıkan buhardan anlıyoruz.

Şu gördüğünüz yol boyunca bölme bölme yola sular dökülüyor…

Şifalı sulardan birkaç fotoğraf daha…

Şifalı suları geride bırakıp yolumuza devam ediyoruz. Orhangazi’ye 10 km yolumuz kaldı, orada biraz soluklanmak istiyoruz…

Orhangazi girişine kadar fotoğraf çekecek kayda değer birşey çıkmıyor karşımıza. O nedenle bizde asılıyoruz pedallara ve tempo yaparak Orhangazi’ye giriş yapıyoruz.

İlçeye giriş yaptıktan sonra merkeze gitmek üzere hareketleniyoruz. Çay içecek bir yer bakınıyoruz. Bu sırada Bursa – Yalova anayolundan karşıya geçiyoruz.

Çok gitmeden karşımıza Orhangazi Çay Evi çıkıyor. Bisikletlerimizi uygun bir yere koyduktan sonra içeriye giriyoruz. Suat poğaça-börek almak için ayrılıyor ve çok geçmeden elinde poğaçalar ile geri geliyor. Çayımıza eşlik ederek onları da indiriyoruz midemize. Yarım saat kadar mola verdik burada, buradan sonra yolumuz rampa olarak devam edecek. Günün ilk ve tek rampasını çıkacağız birazdan. O nedenle iyice dinlendiriyoruz kendimizi.

Buralar zeytin diyarı olduğu için “siyah inci” adını takmışlar. Siyah İnci Acı Erik tabelası çok hoşuma gidiyor ve hemen fotoğraflıyorum…

Saatimiz 11 olmadan yola koyuluyoruz. Daha çıkılacak ve inilecek rampa var önümüzde. Çıkışları sevmemin tek sebebi olan inişleri. 🙂 O nedenle keyifle çıkıyorum, yoksa çıkmak işkence oluyor. Hele ki gün sonunda çıkalan rampalar deli eder beni..  Yalova’ya pek yolumuz kalmadı, 18 km sonra oradayız. Bunun en fazla 8 km tırmanış, gerisini hiç sayma bile…

Tırmanış devam ederken Yalova ile sınırları içerisine giriş yapıyoruz. Yeni bir şehre gelmiş olmanın mutluluğu bizler için tarif edilemez… 🙂

 

Zirveye hiç ummadığım bir anda ulaşıyoruz. Ben bu rampayı daha uzun bekliyordum aslına bakarsanız. Bir anda bitmesine sevinmeli mi, yoksa üzülmeli mi bilemedim şimdi. 🙂 Hiç durmadan rampadan aşağı bırakıyorum kendimi, ta ki 13 km kaldığını gösteren tabelada durana kadar…

Yalova’ya kadar durmadan, hatta rampa aşağıya pedal çevirerek iniyorum. Hava çok sıcak değil, vücudumu soğutmak istemiyorum. O nedene boşa da olsa yavaş yavaş pedalımı çevirerek iniyorum. Yine farkında olmadan Yalova’ya geldik bile, burası otogar üst geçidi…

Yalova girişinde Suat ile tekrar birlikteyiz. İnişte kendi hızımızla indiğimiz için ayrı ayrı geldik. Burada hatıra fotoğrafımızı çekip merkeze devam edeceğiz.

Merkeze gidiyoruz, ben daha önce gelmiştim ve gezmiştim. Ama yoldaşım Suat ilk defa geliyor, o nedenle merkeze girip geziyoruz.

Denizi yakından görmek için yanına kadar iniyoruz. Burada hem fotoğraf çekiyoruz, hemde soluklanıyoruz.

Plakalarımız da yakıyor yaw.. 🙂 3 – 6 – 12 Bisiklet Turu… Plakaya bakılırsa daha çok yolumuz var, daha 7. durak Yalova’dayız…

Burada Osman Beg’e ait bir heykel var, çekmeden gitmeyiz…

Şehir merkezinden doğru yolumuza devam ediyoruz. Bir ara mahallelerde kaybolur gibi oluyoruz. Tabi bu durumda GPS yardımımıza yetişip bizi şehirden çıkartıyor. 🙂

Yalova’yı geride bıraktık ve anayola çıktık. Doğru istikametimiz de ilerliyoruz. Yalova biter bitmez Çiftlikköy ilçesi başlıyor ve burada da durup fotoğraf çekiyoruz.

Buralarda fazla oyalanmadan hızla çıkıyoruz ve yolumuza devam ediyoruz. Sırada ki ilçemiz Altınova’ya 17 km yolumuz varmış. Buralarda çekecek pek manzara yok. Sanayi ve askeriye her taraf…

Suyumuz yine bitiyor ve doldurmak için bir petrol istasyonuna giriyoruz. Aynı zamanda ihtiyaç molamızı da burada vermiş oluyoruz. Çeşme tabelası, çeşme ve yoldaşım çok güzel bir üçlü oluşturuyor…

Altınova’ya giderken bu defa farklı bir nokta da mola veriyoruz. Bu bölgede ne meşhur? Tabi ki bizde onun peşindeyiz… Pişmaniye ve kestane şekeri… Girip alıyoruz, oracıkta boğuyoruz. 🙂 Tabi hepsini yiyemiyoruz ve bisikletimin arkasına bağlıyorum. Her canım çektiğinde yiyoruz, bir de arkadaşlarımıza ikram ediyoruz.

5300 nüfuslu ilçe Altınova’ya 14:00 gibi varıyoruz. Burada da durmadan transit devam ediyoruz. Yal ova’dan sonra Altın ova… Acaba sırada hangi ova var… 🙂 Sulu ova? Taş ova? Yok yok onların bu bölgede ne işi var canım… Yola devam…

Dostum Suat tüm hızı ile pedal çevirmeye devam ediyor. Yolda trafik fazla ve çok sıkıcı. O nedenle bir an önce İzmit’e varmak istiyoruz.

Bir sonraki ilçe Karamürsel’deyiz… Burada ilçeler birbirine çok yakın, o nedenle birisinden çıkar çıkmaz diğerine ulaşmış oluyoruz…

Karamürsel ilçe merkezinde de durmadan devam ediyoruz. Daha önce dediğim gibi buralarda görecek pek fazla birşey yok. Hemde vaktimiz giderek daralıyor, hava kararmadan İzmit’e varmamız gerekiyor.

Karamürsel’i çıkar çıkmaz bu defa da Gölcük ilçesine giriyoruz. Bu arada öğlen Marmaris’ten Tolga Abi ile görüşüyoruz ve saat 15:15’te Bisiklet Dünyası programında Karya Bisiklet Turunun yayınlanacağını söylüyor. Saat ise 14:50 ve 25 dakikamız var. Uygun bir yer bulup orada izlemeyi düşünüyoruz programı…

Programa 5-10 dakika birşey kadı, yer arayışındayız. Aynı zamanda karşı tarafa çok yakın olduğumuz için orayı da fotoğraflıyoruz. Derince, Körfez tarafları. Bu turumuzda oralardan geçmeyeceğiz.

Bu sırada saat 15:20 ve biz nihayet yol kenarında bir lokanta buluyoruz. Girip hemen TRT Spor var mı diye soruyorum. Olumlu cevabı aldıktan sonra hemen açtırıyoruz televizyonu ve oturuyoruz masaya. Yemek siparişimizi vermek istiyoruz.

Ne var ne yok abicim?  – Kuzu çevirme var hazırda… – Ne kadar? – Porsiyonu 20 TL… – Öhhö öhhö… Başka ne var abi sen onları söyle? – Köfte, tavuk vs vs… – Köfte kaça? – 8 TL porsiyon. – Tamam abicim, bana köfte arkadaşa da ne istiyorsa…

Aramızda geçen muhabbet bu şekilde oluyor. Bu sırada gözüm televizyonda tabi. Bir yandan da meraklı soruları cevaplıyorum. 🙂 Ama gel gelelim ki programda başka konu işleniyor. Karya’nın adı dahi geçmiyor. 🙂 Anlayacağınız boşa oturduk, karnımızı doyurmakla kaldı bütün mevzu… 🙂

Buradan sonra İzmit’ten arkadaşım Pınar ile telefonlaşıyoruz. Henüz Gölcük’te olduğumu söylüyorum, İzmit’e gelince mutlaka haber etmemi söylüyor.

Artık Gölcük’te geride kaldı, çok hızlı yol alıyoruz. Güneş batmak üzere, bizde ona oranla hızla pedal çeviriyoruz. Hem trafikte epey sıktı bizi. Bir an önce İzmit’e ulaşma niyetindeyiz…

Kocaeli’nin merkez ilçelerinden Başiskele’ye varıyoruz, İzmit’e çok az yolumuz kaldı.

İzmit girişindeyiz ve dikkatimi çeken görüntüyü çekiyorum, sonra yoluma devam ediyorum… Arkadaşlar horon tepiyorlar… 🙂

Günün son karesi ise yoldaşıma ait. Yorgun hali ile gün batımını seyrediyor…

Son fotoğraftan sonra şehrin yoğun trafiğine hava kararırken giriyoruz. O nedenle artık fotoğraf çekemiyorum ve bir an önce merkeze ulaşmak istiyorum. Tam Hürriyet Caddesi başına geldikten sonra Pınar’ı tekrar arıyorum ve Fethiye Caddesinde buluşmak üzere sözleşiyoruz. Suat ile oraya doğru gidiyoruz, çok geçmeden ulaşıyoruz. Fazla beklemeden Pınar ve kuzeni de geliyor. Bir kafede birlikte birer çay içip muhabbet ediyoruz ve daha fazla vakitlerini almamak, bizde otel bulmak için ayrılmak istiyoruz. Otel konusunda sağ olsun Pınar yardımcı oluyor ve oraya gidiyoruz. İki kişilik oda fiyatı 110 TL deniyor ve pazarlık ile kişi başı 25 TL’ye anlaşıyoruz ama bisikletlerimize uygun bir alan bulamadığımız için buradan vazgeçiyoruz.

Otellerin bol bulunduğu bir mekandayız ve her otele girip pazarlık yapıyoruz. Fiyatlar 100’den aşağı hiç açılmıyor. Bazıları biraz indirim yapsa da en az 70 TL diyebiliyorlar. Bu da bizim bütçemize fazla. Sonunda Körfez otele giriyorum ve iki kişi 50 TL deniyor, pazarlık ile 40 TL’de anlaşıyoruz ve nihayet otele yerleşiyoruz. Bisikletlerimiz de tabi… İçeride güzel bir mekan ayarlıyoruz onlara da… 🙂

Akşam çarşıda Suat ile biraz gezindikten sonra birkaç meyve ve çerez aldıktan sonra odaya dönüyoruz. Günümüz çok güzel bir şekilde son buluyor. Yarın bizi neler bekliyor, göreceğiz…

Gün Toplam Km: 144,45 | Ort. Hız: 19,3 | Max. Hız: 52,1 | Bisiklet Kullanma Süresi: 07:27:53

2.Gün Harita ve Yükselti Tablosu (İznik – Kocaeli); Haritayı büyütmek için lütfen üzerine tıklayınız?

Sevgilerimle…

onceki-gunorta-gunsonraki-gun

This entry was posted on Pazartesi, Kasım 14th, 2011 at 22:57.
Kategori: Türkiye'den.

Yorum Yok,

Yorum Yaz “3 – 6 – 12 Bisiklet Turu 2.Gün ( İznik – Kocaeli )”

Serkan TAŞDELEN | pedalla.com | .net | .org | serkantasdelen.com.tr | Tüm hakkı saklıdır | 2014