18 Temmuz 2011

Dün akşam gelgitlerim olmadı değil, turu burada bitirip İstanbul’a gitmek istedim. Ama sonra Zonguldak’a kadar gidip turumu bitirmem gerektiğini ve oraları görmek istediğimi düşündüm. O nedenle dün beynimde çakan şimşekler ile uymuştum. Sabah ise uyandığımda herşey değişmişti. Önümde daha önce hiç pedal çevirmediğim bir coğrafya vardı ve beni bekliyordu.

Otelde dünden aldığım nevaleler ile kahvaltımı yapıyorum ve hazırlandıktan sonra kalorifer dairesinde bulunan bisikletimi almaya gidiyorum. Bütün hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra basıyorum pedalıma. D100 karayolundan Bolu’yu terkediyorum.

Güzergahım ise ara yollardan Mengen’e, oradan da Eskipazar’a ulaşarak Karabük’e varmak. O nedenle pek fazla trafik görmeyeceğim. Tabi D100’ü geride bıraktıktan sonra anca. Saat 8:15 gibi beklediğim Mengen kavşağına geliyorum. Burası aynı zamanda otoyol ile kesişme noktası oluyor.

Kavşağı otoyol altından geçerek dönüyorum ve birazcık kamyon trafiği ile birlikte yoluma devam ediyorum. Birkaç köyün içinden geçiyorum, hatta birisinde bir markette durup birşeyler alıyorum atıştırmalık. Sonrasında da güzel bir dere kenarında yiyorum.

Buradan sonra Gökçesu köyüne kadar dere akışına pedal çeviriyorum. O nedenle pek yorulmayacağım. Manzaranın tadını doyasıya çıkartıyorum.

Bir süre bu güzel yolda ilerledikten sonra karşıma Mengen’e 30 km kaldığını gösteren tabela çıkıyor. Yol çok güzel, kilometrenin herhangi bir önemi yok onun için. 🙂 Akşam ki çakan şimşeklere ayak uydurmadığım için mutluyum. Ama hep böyle olmuştur, ne zaman vaktim varken farklı kararlar versem hep sonrasında pişman olmuşumdur. O nedenle bu defa bunun keyfini çıkartıyorum.

Ağaçların oluşturmuş olduğu gölgeliklerde sıcaktan uzak seyrediyorum…

Yolum üzerinde denk gelen çeşmelerden suyumu her daim tazeliyorum. Yolun bana ne sunacağı konusunda pek bilgim olmadığı için suyumu sürekli tamamlamak kurtarıcı etken olabiliyor. Batı Karadeniz’de su sorun olmada da tedbiri elden bırakmamak gerek. 🙂

Gökçesu’ya saat 10:00 gibi ulaşıyorum. Hemen çay içmek için uygun bir yer bakınıyorum ve yol üzerinde bulunan 67 Madenciler Kıraathanesinde duruyorum. Çayımı ısmarladıktan sonra birkaç kişi ile muhabbete başlıyoruz. Bu muhabbete sonrasında işletmeci abimizde katılıyor ve güzel vakit geçiriyoruz.

Gökçesu’da vermiş olduğum molanın ardından fazla vakit kaybetmeden tekrar yola koyuluyorum. Buradan sonra dere tersine dönüyor ve karşımdan akmaya başlıyor. Bu da birazcık tırmanışın habercisi. Önemli değil, nasıl olsa vakit sorunum yok, nereye kadar gideceğim konusunda da kesin bir kararım yok. O nedenledir ki çok mutluyum…

Gökçesu Beldesini çıkalı daha 2 km kadar olmuştu ki Mengen’e 10 km kaldığını gösteren tabela ile karşılaşıyorum. Dere akışına kadar demek ki pek yol gitmeyecekmişim. 🙂

Bu 10 km’yi yarım saat gibi bir sürede hızla geçiyorum. Aşçıları ile ün salmış ilçeye ulaşmam pek uzun sürmüyor. Saat henüz 10:45 ve karnım hiç aç değil. Yoksa buraya kadar gelip, meşhur aşçıların elinden yemek yemek isterdim. Sonra düşünüyorum da pek birşey kaybetmişte sayılmam. Yıllar önce Mengenli usta aşçı arkadaşımın ellerinden çok yemek yemiştim. 🙂

Mengen içinden geçiyorum ve pek oyalanmıyorum. Eskipazar’a doğru çeviriyorum gidonumu. Merkezde yolu bulmak pek zor olmuyor. Bakkalcı amca sağolsun, yolu bana gösteriyor.

Mengen’den durmadan geçtiğim için bir süre daha pedal çevirdim ve öğlene doğru bir çeşme başında kısa bir mola veriyorum. Yine dün akşam Bolu’da aldığım çıkından biraz birşeyler atıştırıyorum. Hava iyice ısındı ve pek gölgelik yok buralarda, biraz ileride neler bekler beni bilmiyorum tabi. Tek bildiğim önümde Çilekbeli Geçidi var, onu tırmanacağım. 🙂 Ama ne zaman ve ne kadar tırmanacağım hakkında yine bilgim yok.

Tekrar yola düşüyorum ve saat 12:00 gibi Pazarköy’e ulaşıyorum. Burada öğle yemeği için yanıma birşeyler alıyorum. Biraz daha gittikten sonra acıkırım ve yolda bir yerlerde yerim diye düşünüyorum. Barbunya plaki, ekmek ve toz içecek alıyorum. Bu sırada Pazarköylü abilerimizin daveti ile yanlarına gidiyorum ve ısmarladıkları çayı keyifle yudumluyorum. Bu çok iyi geliyor bana ve izin isteyerek ayrılıp yola koyuluyorum.

Sessiz ve sakin yolda ilerlemeye başlıyorum ve muhteşem manzara yine karşımda uzanıyor. Aynı zamanda da rampa çaktırmadan çıkartmaya başlıyor.

Bir saat kadar bu güzel manzaralı yolda ilerledikten sonra yemek için uygun yer bakınıyorum. Bir çeşme başı bulur bulmaz oturup karnımı doyuracağım. Ama arıyorum ya, bir türlü karşıma çeşme çıkmıyor. Bende daha fazla dayanamayıp bir ağacın gölgesine çekiyorum bisikletimi ve kuruyorum soframı. 🙂

Yemeği afiyetle aşağıda ki manzara karşısında yiyorum…

Karnım doydu ve biraz dinleniyorum. Bu sırada da boş durmadan elimde makine ile birşeyler çekiyorum. Bunlardan birisi de bu çiçek oluyor.

Bu kadar oyalandıktan sonra tekrar beni bekleyen yollara dönüyorum. Yoldaşım ile keyifle yol alıyoruz. Çilekbeli geçidinin ne zaman başlayacağı konusunda bir fikrim yok, ama giderek yükseliyorum bunun farkındayım.

Bir süre sonra yol 90 dereceden fazla dönüyor ve sert çıkış görünüyor. Buradan sonra 1440 metreye kadar yükseleceğim. Yanımda rakım ölçer olmadığı için bilinmezliğe doğru tırmanacağım. Bakalım ne sürprizler beni bekliyor bu yolda.

Evet beklenen sürprizler çok gecikmeden karşıma çıkıyor. Bu kadar güzel yeşilliklerde pedallamak çok ama çok güzel. Oksijeni ciğerlerime dolduruyorum sonuna kadar.

Tabi hep güzel manzaralar ile karşılaşmıyoruz yolda, bazen böyle kötü manzaralarda çıkabiliyor karşımıza. Bu manzara beni üzüyor ve vakit kaybetmeden hemen devam ediyorum yoluma.

Karşıma arada kavşaklar çıkıyor ama yolumu biliyorum sorun yok. Aksine hiç bilmeyen birisi de gelse, kesinlikle kaybolmaz buralarda. Her kavşakta Eskipazar’ı gösteriyor tabelalar. Birkaç yıla kadar iyice çürüyüp yok olmazlarsa tabi. 🙂

Git git rampanın biteceği yok, o nedenle durup MP3 çalarımı takıyorum. Birazcıkta şarkı türkü eşliğine pedal çevireyim. Yoksa bu uzun rampalar çekilmez olabiliyor bazen. 🙂 Eskipazar’a 20 km var ama ben hala geçit zirvesine gelemedim.

Çıkmaktan usanmış suratım ile güzel manzarayı çekiyorum. Siz bakmayın böyle çıktığıma, çok dertli bir türkü dinliyordum o sıra. 🙂 Yoksa çok mutluyum, rampadan biraz sıkılsam da keyfim yerinde.

Karabük sınırları içerisinde pedallıyorum, zirveye çok az kaldı. Bunu hissedebiliyorum en azından. Sonrasında da ineceğim rampayı düşünüyorum. Çünkü çok tırmandım ve hala tırmanıyorum. Bunun ödülü bu çıkış kadar büyük olmalı diye düşünüyorum.

Güzel manzara da pedallamaya devam…

Bir çeşme buluyorum ve hemen çeşmeye inip sularımı tazeliyorum. Çok terledim, elimi yüzümü yıkamak iyi geliyor arada.

Bir buçuk saattir ciddi tırmanıyorum ve nihayet saatim 15:00’e gelirken ulaşıyorum zirveye. Çilekbeli Geçidinde bisikletimi tabelaya koyup zirvenin tadını çıkartıyorum 1440 metrede… 🙂 Çeşitli çeşitli fotoğraflar çekiyorum mutluluğumdan. Hem zirvede olduğum için, hem inişe geçeceğim için, hem de bir geçidi daha aşmış olduğum için çok mutluyum.

Burada biraz vakit geçirdikten sonra iniş için hazırlanıyorum ve bırakıyorum kendimi rampadan aşağı. Bir süre güzel iniyorum, ama sonrasında beklediğim olmuyor ve yol hafiften iniş ve çıkışlar ile devam ediyor. Sağlık olsun artık ne yapalım. Eskipazar’a 10 km kaldı nasıl olsa…

Yine bir inişin başlangıcında yoldaşım beni bekliyor. Fotoğraf molasının ardından tekrar yola düşeceğiz…

Ormanı yarıp yırtarak açılmış yolda Eskipazar’a doğru ilerlemeye devam…

Bunlardan yollarda çok gördüm. Sonradan öğrendiğime göre bunlar ağaçlara zarar veren böceklerin yakalanması için kullanılıyormuş.

Yine bir düzlükte pedal çevirirken çevresi çit ile çevrilmiş büyük bir ağaç dikkatimi çekiyor ve yanına gidip duruyorum. Bir tabela var önünde ve tabelada “Bu ağaç ekolojik ve biyolojik denge için doğaya bırakılmıştır” yazıyor. Keşke bütün ağaçlar bu amaç uğruna doğaya bırakılsa.

Buradan sonra yola devam ediyorum ve tekrar güzel bir inişe geliyorum. İnmeden önce karşıda görünen Eskipazar’ı fotoğraflıyorum.

bu güzel inişe başlıyorum ve hızla aşağıya kadar iniyorum. Hadrianoupolis Antik şehrine ayrılan yolda bir süre duruyorum ve saatime bakıyorum. Saat 15:30 ve gitmek istediğim daha çok yolum var. Bu şehri gezmeden Eskipazar’a doğru devam ediyorum.

Dalgalı yol ile Eskipazar girişine kadar geliyorum. Rüzgar karşımdan esiyor ama pek rahatsız edici cinsten değil.

7000 nüfuslu ilçe Eskipazar’a giriş yapıyorum. Karabük iline ilk defa gideceğim, aynı zamanda ilçelerine de tabi ki. O nedenle diğer geçtiğim yerlere göre biraz daha heyecanlıyım.

İlçeden genel görünüş…

Karabük ve Ankara’ya tek çıkışı bulunan ilçede Şehir Çıkışı diye tabela asmışlar. 🙂 Çok güzel göründüğü için fotoğraflamadan edemiyorum.

Burada marketten alışveriş yapıp Karabük’e doğru devam ediyorum. Yol üzerinde uygun bir yerde biraz atıştıracağım. Sıcaktan yolun asfaltı erimiş, o nedenle çok zor gidiyorum. Sıcağı yüzüme vurdukça beni bunaltmaya yetiyor.

Eskipazar’ı artık geride bırakıyorum ve Karabük’e doğru inişe geçiyorum.

Anayola çıkınca Karabük’e 35 km yolum kalıyor ve bu yolun Karabük’e kadar iniş olduğunu biliyorum. Çok keyifli bir yol olacak. Günün finalinin bu kadar güzel olması beklenirdi zaten. 🙂

Köyceğiz köyü kavşağında bulunan çeşmede duruyorum ve marketten aldıklarımı burada yiyorum. Suyumu da tazeliyorum. Nasıl olsa artık fazla yolum kalmadı. Epeydir uzun bir mola vermemiştim, o nedenle burada epey salıyorum kendimi.

Bu sırada Ankara’dan İsmail ile telefonlaşıyoruz. Rotam hakkında konuşuyoruz ve Karabük’te Ömer Kabul abinin telefonunu veriyor bana. Gidince aramamı söylüyor. Aynı zamanda da Ömer Abiye benim numaramı vermiş. Ömer Abi benden önce davranıp beni arıyor ve yerim hakkında kısa bir bilgi verip birkaç saate kadar Karabük’e giriş yapacağımı söylüyorum. Girişte beni bekleyeceğini söyleyip kapatıyoruz telefonu.

Yarım saatten fazla dinlendiğim çeşme başından hareket ediyorum ve inişin tadını çıkartarak Karabük’e yaklaşıyorum.

Karşıma bir tane tünel çıkıyor, hiç durmadan hızla giriyorum ve sağsalim diğer taraftan çıkıyorum. 🙂

Karabük’e 8 km yolum kaldı, burada Ömer Abiyi arıyorum ve az yolum kaldığını yarım saate kalmaz giriş yapacağımı söylüyorum. O da otogar kavşağında beni beklediğini söylüyor.

Karabük’ün girişinde dağda asılı bu manzara çok hoşuma gidiyor. “Cumhuriyet Kenti KARABÜK”

Şehrin girişinde okullarda öğrendiğimiz Demir Çelik Fabrikası bizi karşılıyor. Çok büyük bir fabrika burası ve Karabük’te birçok insan buradan ekmeğini kazanıyor.

Saat 17:47 ve ben Karabük’e giriş yapıyorum. Hemen koleksiyonuma bir parça daha eklemek için fotoğraf makineme sarılıyorum. Sonrasında ise telefonuma sarılıp Ömer Abiye giriş yaptığımı söylüyorum. Fotoğraf molasının ardından yoluma devam edip Ömer Abiyi daha fazla bekletmek istemiyorum.

Otogar kavşağında Ömer Abi ile buluşuyoruz. Daha önce internetten ismen çok iyi tanıyorduk birbirimizi. Ama şahsen tanışmak ilk defa nasip oluyor. Hemen plan ve programımdan bahsediyorum ve bugün benim misafirimsin diyerek beni eve götürüyor. Giderken yol üzerinde fotoğraf çekiyorum.

Şehrin merkezinde bir asansör var, yukarıdan rahatça inmek ve çıkmak için. 🙂 Çok güzel düşünülmüş gerçekten.

Eve yerleşiyoruz ve üzerimi değişip elimi yüzümü bir güzel yıkadıktan sonra kendime geliyorum. Karnımızı doyuruyoruz birlikte ve ardından Safranbolu’yu gezmek üzere Ömer Abinin aracı ile Safranbolu’ya gidiyoruz. Yarın buradan geçeceğim ama sağolsun Ömer Abim bugünde birlikte gitmemizi istiyor.

Bu güzel ve şirin ilçeye çok geçmeden ulaşıyoruz, çünkü Karabük ile Safranbolu arası 8 km kadar kısa bir mesafe. Buradan sonra sizi bu güzel ilçenin fotoğrafları ile baş başa bırakıyorum.

Tarihi ve mimarisi ile çok güzel bir ilçe Safranbolu…

Zafranbolu Uçağı…

Zafranbolu uçağının bulunduğu yerden Eski Safranbolu…

Buradan sonra Eski Safranbolu’yu gezmek üzere aşağıya iniyoruz ve gezmeye başlıyoruz.

Aynı zamanda buranın ismini aldığı Safran Çiçeğinden yapılmış lokumunu da tadıyoruz, gelip de yenmeden gidilmezdi zaten.

Safranbolu gezimize hava karardıktan sonra son veriyoruz ve Karabük’e dönüyoruz. Akşam çay eşliğinde Ömer Abi ile muhabbet ediyoruz ve birkaç dakikalığına da olsa Tuncer Bayık Abimiz geliyor. Daha önce Karabük’e gelmek için niyetlenmiştik ve Tuncer Abi ile irtibat kurmuştuk. Onunla da bugün şahsen tanışmak nasip oldu.

Ömer Kabul Abim ve çocukları ile birlikte fotoğraf çekiliyoruz.

 

Ardından Tuncer Abim ile birlikteyiz.

 

Bu güzel akşamın ardından günün yorgunluğu ile bir an önce dinlenmek istiyorum. Saat daha fazla gecikmeden Ömer Abimden izin isteyerek uyumak üzere bana ayrılan odaya gidiyorum. Yarın yine yolum uzun olacak ve onun için sabaha hazır şekilde uyanmalıyım. 🙂 İyi geceler…

Gün Toplam Km: 148,76 | Ort. Hız: 19,6 | Max. Hız: 64,1 | Bisiklet Kullanma Süresi: 07:34:18

Tur Toplam Km: 452,62

5.Gün Harita ve Yükselti Tablosu (Bolu – Karabük); Haritayı büyütmek için lütfen üzerine tıklayınız?

Sevgilerimle…

onceki-gunorta-gunsonraki-gun

This entry was posted on Salı, Aralık 6th, 2011 at 21:43.
Kategori: Türkiye'den.

2 Yorum,

  1. nesim

    valla kardeşim ayaklarına sağlık. her zamanki gibi anlatımın ve resimlerinle oraları gezmiş kadar olduk. acemi birliğimi yaptığım yer safranbolu. anılar gözlerimde canlandı. eywallah kardeş…

  2. kaan kadir

    ben bu yazıyı şuanda okuyorum ve daha önce neden okumadığımın pişmanlığı içerisindeyim :)) safranbolu gerçekten çok güzel. . .

Yorum Yaz “Ankara – Zonguldak Bisiklet Turu 5.Gün ( Bolu – Karabük )”

Serkan TAŞDELEN | pedalla.com | .net | .org | serkantasdelen.com.tr | Tüm hakkı saklıdır | 2014