Sevgili arkadaşlar bu bölümün müziği ise aşağıdaki linktedir.

http://www.youtube.com/watch?v=EXIpPmeJa3I

25 Temmuz 2011

Turumuzun ikinci gününe uyanıyoruz. Dün gece otobüste ve uykusuz geçen gecenin ardından rahat bir yatakta yatmak gibisi yokmuş. Çok ağır hareket ediyoruz, anın tadını çıkartıyoruz bir diğer anlamda. El yüz yıkama faslından sonra yavaştan hazırlanıp odaları boşaltıyoruz ve aşağıya iniyoruz. Kahvaltımız hazırlanmaya başlamış bile. Biz kendimizi hazırlamayı bir kenara bırakıp hemen kahvaltı masamıza oturuyoruz. O kadar doğal ve taze görünüyor ki, fotoğraftan sizde anlayacaksınız.

Masa da neler var, hemen kısaca yazalım bakalım. Tereyağ, peynir (kaşar, beyaz), reçel, zeytin, kaymak ve son olarak muhteşem lezzeti ile muhlama… 🙂 Bölgeye özgü bu tat tarif edilemez… 🙂 Haa unutmadan birde bardak bardak tavşan kanı çay…

Bu güzel kahvaltı sırasında yüzümüzde ki gülücüklere ve mutluluklara bakar mısınız? Güzelim coğrafya da karnı tok ve huzurlu insan profiliyiz her birimiz. Kahvaltı masamızda bir parça bile birşey bırakmıyoruz ve tıka basa doyuyoruz.

Bu kadar saldıktan sonra artık yola çıkmak için hazırlanmalıyız. Ben hazırlanıyorum, ardından Emre Abiler hazırlanıyor. En son ise Kevser Hanım oluyor. Bayan ya, onun toplanması çok çetrefilli oluyor. 🙂

Ben hazırlandıktan sonra bekleme anında ise çevreyi fotoğraflamaya başlıyorum. Kaldığımız Zilkale Pansiyon. Çok güzel bir yer, yolu düşen kesinlikle burada mola vermeli. İşletmecisi bir öğretmen arkadaşımız ve çok mütevazi.

Pansiyonun hemen karşısında dağlardan gelen su bentten aşıyor ve çok güzel bir görüntü oluşturuyor. Bu kadar yeşilliğin içinde, su ancak bu kadar güzel görünebilir.

Nihayet tam takım olarak hazırız ve çıkmadan önce pansiyon önünde hatıra fotoğrafımızı çekiliyoruz. Dönüşte de bu yoldan geçeceğimiz için kesin tekrar uğrarız diyerek ayrılıyoruz.

Karadenizin yeşillikleri arasında kaybolarak ilerliyoruz. Hep birlikte grup olarak hareket etsek de arada biraz açılıyoruz. O sırada pek gitmesek de ağaçlardan birbirimizi göremiyoruz. O nedenle arada birbirimizi bekliyoruz ve o şekilde devam ediyoruz yolumuza.

Fırtına Deresi çılgınca akmaya devam ediyor hemen yanı başımızda. Suyun şırıltısı her an kulaklarımızda. Tüm tur boyunca da bu sesi duyacağız ve her an içimiz huzur dolacak.

Yolumuz hep çıkış ama yer yer çok sertleşebiliyor. O durumlarda çıkıp zirvede toplanmayı bekliyoruz. Ama hep zirve sandığımız yerler kısa bir düzlük oluyor. Birazcık olsun soluklandırıyor o kadar. Burası son, yok burası son diye diye dünyanın rampasını tırmanıyoruz. 🙂

Tabi bu bekleme sırasında karadenizin güzel çiçeklerini de fotoğraflıyorum.

Gito yaylasına giden yolda duruyoruz, planımızda bu yayla olmadığı için burada fotoğraf çekip yolumuza devam ediyoruz.

Şu manzaranın güzelliğine bakın, bunun üzerine ne yazabilirim ki? Beni burada bırakın gidin arkadaşlar ya… 🙂

Fırtına bazen daha bir coşuyor. Sen hiç durma Fırtına…

Ha gayret arkadaşlar, molaya az kaldı. Bu manzara da insan yorulduğunu hissetmez ki. Sadece manzarayı seyretmekten bisiklet kullandığınızı unutuyorsunuz o kadar. 🙂

İlkel yapılmış teleferik ile karşı kıyıya geçiliyor. Tabi biz buna cesaret edemiyoruz. Bir bilen olmalı…

Bekle beni Verçenik… Geliyorum, adım adım, pedal pedal, yavaş yavaş… Sen bekle beni, mutlaka geleceğim. Öyle ya da böyle…

Yine bir sırt daha aşıyoruz. Hadi yüklen pedala Emre Abi ve Kevser… Az kaldı, az kaldı…

Doğanın içerisine ahşaptan inşa edilmiş küçük bir ev. Ne kadar da güzel görünüyor. Bir ömür yaşarım ben bu evde, sıkılmadan, usanmadan… Doğa ana hem karnımı doyurur, hem ruhumu…

Evet Çatköy’e geliyoruz, burada mola vereceğiz. Hava epey sıcak oldu, o nedenle güneşin gitmesini bekleyeceğiz biraz. Sonra Verçenik’e doğru yola devam edeceğiz.

Soda mı dersiniz, ayran mı dersiniz, çay mı dersiniz bilmiyorum ama harareti kesecek ne varsa içiyoruz. Tabi ufaktan bisküvide atıştırıyoruz.

Burası da Çatköy’de ki Cancık Pansiyon, market, kamping vs vs… Ne ararsanız var yani. Kamp kurmak bedava, ama bir şartı var. Marketten alışveriş yapmak gerekiyormuş. 🙂 Marketin fiyatları zaten kamping parasını senden çıkartıyor. O nedenle değişen pek birşey yok. 🙂

Kevser bu markette daha önceden yaşadığı anıyı anlattı bize, bizde gülmekten kırıldık tabi. Bu Cancık markette ki amca kişiye özel fiyat tarifesi uyguluyormuş. 🙂

– Amca bu bisküvi ne kadar?

– 1,25 TL, yok yok 1,50 TL, yok ya 2.00 TL… 🙂 Yani muhabbet uzadıkça fiyatta artıyor. 🙂

Çatköy’e kadar geldiğimiz güzergah haritası aşağıda. Epey tırmanmışız, rakım 1300 metre dolaylarında. Tabi daha çok çıkacağız. Yaylalar 2000 metre ve üzerinde bulunuyor.

Burada molada iken bir kamyon geliyor. Sıraköy tarafına gidiyormuş, yani bizim gideceğimiz yöne. Ama 15 dakika sonra gidecekmiş. Tabi bu hemen Kevser’in aklında çakıyor ve oraya kadar atalım bisikletleri gidelim diyor. 🙂 Emre Yakut bana uyar diyor, Emre Özçelik ve ben ise pedallasak daha iyi diyoruz. Ama Kevser hem günden kazanmak, hemde daha iyi geçebilmek için binmede ısrar ediyor.

Bu 15 dakikayı karar verme aşaması olarak geçiriyoruz. Karar verme anı geliyor ve ben 3’e 1 mağlup duruma düşüyorum. Hep birlikte olmak içinde bisikletlerimizi kamyona yüklüyoruz. Yüklüyoruz yüklemesine de, en kolay işin yüklemek olduğunu birazdan anlayacağız. Aşağıda gördüğünüz gibi düzenli olarak yüklüyoruz ama indiğimizde düzenden eser kalmayacak.

Zıplaya zıplaya yola koyuluyoruz. İçim dışıma çıkıyor. Yolun zemini o kadar kötü mü sürekli sallanıyoruz. Bisikletler kaymaya başlıyor, onları tutacağız diye uğraşıyoruz. Birkaçını yere yatırıyoruz, bir kaçını elimiz ile tutuyoruz. Anlayacağınız bisiklet kullansak bu kadar yorulmazdım. Ama  vakitten kazandığımız bir gerçek…

Emre Yakut ile birlikte kamyon kasasında ki pozumuz. Manzarayı seyrederek ve sallanarak kamyon arkasında Sıraköy’e doğru gidiyoruz.

Emre Özçelik ve Kevser ise halinden memnunlar, özgürlük nidaları her kelimemiz de neredeyse…

Gittiğimiz manzara ise muhteşem. Burayı kamyon ile geçiyor olmamız aslına bakarsanız bizi pek üzmüyor. Geriye dönüş için nasıl olsa aynı yolu kullanacağız. O nedenle manzaranın keyfini çıkartarak ilerliyoruz hedefimize…

Makinem elimde, bütün güzellikleri yakalama çabasındayım. Yakalayamadıklarım ise bana kalıyor sadece.. 🙂

Kevser ve Emre Abide aynı şekilde ellerinde makineler ile fotoğraf çekiyorlar.

Bir süre sonra makineyi bırakıp manzaranın tadını çıkartmaya başlıyorum. O kadar güzel ki, yıllardır hayalini kurduğum Karadeniz yaylalarında kaybolmak istiyorum.

Düşmeye çalışan bisikletimi tutmakla meşgulüm, çok sarsıntı var. Birçok yeri çiziliyor bisikletimin, hatta bisikletlerimizin. Sürmek emin olun çok daha kolay olurdu. 🙂

Nihayet Sıraköy varıyoruz ve burada kamyondan iniyoruz. Kamyoncu ağabey ile birlikte hatıra fotoğrafı çekiliyoruz. Toplamda 7 km kadar yol gelmişiz, bana bir ömür gibi geldi orası ayrı. Buradan sonra da 8 km tırmanış bizi bekliyor. Verçenik yaylasına çıkacağız ve orada kamp atacağız. 2000 metre dolaylarındayız, ama 2650 hatta 2700 metreye kadar çıkacağız.

2000 metrede coğrafya değişiyor. Ağaçlar ile bezenmiş yollardan eser kalmadı buralarda. Ağaçsız toprak yolda gideceğiz. Buranın manzarası da ayrı bir güzel ama. Ben çok seviyorum doğanın her türlüsünü.

Tırmanış başlar ve biz tırmanırız. Dağları aşar ulaşırız hedefimize. Sorun değil, nasıl olsa “önemli olan varmak değil, yolda olmaktır.” Bu felsefe oldukça biz mutlu oluruz arkadaş.

Aşağıda manzara da görünen yer ise Ortaköy. Dağın yamacına kurulmuş muhteşem bir yer.

Emre Abiler geliyorlar yavaş yavaş. Ki zaten hızlanacak bir yol yok. Muhabbet ederek yol alıyoruz, hatta sık sık durarak nefesleniyoruz.

Yaylaya daha çok yolumuz var ama burada bir kapı çıkıyor karşımıza. Ve şu yazıyor tahtada. “Çeperi kapa”. 🙂

Güzel manzaranın içinde kaybolmuş yoldaşım Kevser geliyor…

Çık çık çık, en keyifli çıkışlar bunlar olsa gerek. Oksijen oranı çok olmasa da, mutluluk hormonuna engel değil. 🙂

Bir çeşme buluyoruz ve molaya duruyoruz. Toz meyve suyunu hemen yapıyoruz ve Beypazarı Kurusu ile atıştırıyoruz. Çok güzel gidiyor bu ikili. Teşekkürler arkadaşlar… Bu sırada güzelde dinleniyoruz, daha 4-5 km yolumuz var. Bu 2 saatten fazla sürecek ama. 🙂

Doğu Karadeniz Önemli Doğa alanının bireyleri aşağıda ki çiçekler oluyor. Bulduğum çiçekleri çekmeden devam etmiyorum.

Molanın ardından tekrar yoldayız. Çıkış tüm gerçekliği ile devam ediyor. İşin garibi, burada iniş bekleyemiyoruz bile. 🙂 birkaç gün sonra dönüşte ancak inebileceğiz.

Emra Yakut ile birlikte koptuk gidiyoruz. Emre Özçelik ve Kevser ise arkadan yavaş yavaş geliyorlar. Bir süre daha gidiyoruz ve buradan sonra Verçenik yaylasında buluşmak üzere sözleşiyoruz. Kendi hızımda çıkmak çok daha kolay oluyor.

Yorulunca bisikleti iteklemek Kevser’in işi. 🙂 Daha önce söylemiştim sanırım. “Çıkarız çıkarız olmadı itekleriz” turundan çok daha anlarsınız bu durumu. 🙂 Kolay gelsin yoldaşım…

Hava kapattı her an yağmur yağabilir. Emre Abi ile bir an önce sığınacak yer arıyoruz. Ama bu dağ başında nereyi bulabiliriz ki? Allah’tan umut kesilmez.

Kaçkar Dağlarının ikinci en büyük zirvesi olan Verçenik’i görüyoruz artık. Aşağıda ki fotoğrafta arkada en solda ki zirve Verçenik…

Yağmur atıştırmaya başlıyor ve biz sığınacak bir yer buluyoruz. Ev gibi ama kimseler yok, belki yaşayanlar vardır diye geliyoruz. Ama boş, bizde bisikletlerimizi içeri sokarak kapıdan Kevser ve Emre Özçelik abiye bakıyoruz.

Biz dışarıda arkadaşlarımızı beklerken, yoldaşlarımız da evin içinde yağmurdan korunuyorlar.

Tabi biz sığınacak bir yer bulduk, arkadaşlarımızı düşünürken onlarda bir kaya ovuğuna saklanmışlar. Bunu duyunca çok seviniyoruz tabi ki.

Yağmur dindikten sonra yola çıkıyoruz. Kevser ve Emre abiye bakıyoruz. Ama ne gelen var ne giden. Yavaştan aşağıya doğru yürüyoruz ve hala onlara ulaşamıyoruz. Telefonlarda çekmiyor ve beklemeye devam ediyoruz. Ama olmuyor biraz daha aşağıya iniyoruz ve nihayet karşıda beliriyorlar. Yağmurdan sonra biraz daha dinlenmişler ve sonra yola çıkmışlar. Gidip onları karşılıyoruz ve sığındığımız eve doğru geliyoruz. Biraz burada mola veriyoruz ve ıslanan ayaklarımızı kurutuyoruz.

Sonra tekrar yola çıkıyoruz, bulutlar sürekli hareket halindeler. Tekrar yağmur yağabilir, o nedenle vakit kaybetmeden yolumuza devam ediyoruz.

Evden geriye dönerken geçmemiz gereken derede tekrar ıslanıyor ayaklarım. Ama dert değil, nasıl olsa kurur. 🙂 Bu güzellikler yanında ayaklarım ıslanmış çok mu?

Ana rotamıza çıkmak üzere evden ayrıldık. Tekrar Verçenik yaylasına doğru yöneliyoruz.

En heybetli zirve Verçenik, muhteşem manzarası ile tam karşımıza süzülüyor.

Yola devam yoldaşım…

Yaylaya 3 km kadar yolumuza kaldı artık.

Arada kendi fotoğrafımı çekmeye devam ediyorum tabi. 🙂 Kevser ve Emre Abi geliyor ileride…

Bu manzara da kaybolmaktı işte istediğim şey. Ne telefon çekiyor, ne televizyon, ne de elektrik… 🙂 Muhteşem bir yerdeyiz, değerini bilenlere tabi. 🙂

Buradan sonra kopuyorum ve yaylaya kadar gidiyorum. Orada bekleyeceğim arkadaşları.

Dağlardan sürekli dereler süzülüyor. Bu sular yukarıda ki buzul göllerinden geliyor. Nereden bir su geliyorsa, mutlaka üstünde bir göl vardır.

Bu manzara da kendimi çekeyim. 🙂

Tırmandıkça geride kalan manzara çok daha güzelleşiyor. Durup durup izliyorum ve içime çekiyorum bu güzelim havayı…

Emre Abi suyun içinden geçip giderken Kevser çekiyor…

Verçenik Zirvesinin hemen yamacında bulunan Verçenik yaylasına ulaşım, burada arkadaşları beklerken tekrar yağmur başlıyor. Sığınacak bir yer ararken bir yayla evine gidiyorum. Sağ olsunlar beni içeriye davet ediyorlar. Bisikletimi dışarıya bırakıp içeriye giriyorum. Bu sırada da arkadaşlarımı düşünüyorum. Arada bir dışarıya çıkarak geliyorlar mı diye bakıyorum. Yağmur gelip geçiyor, çok durmuyor. O nedenle şanslıyız.

Bir süre daha bekledikten sonra arkadaşlar geliyorlar, onları karşılamak için bende yola iniyorum. Bu sırada yaylada bulunan inekler bisikletimin başında toplanmışlar. Yiyecek birşeyler arıyorlar. Hemen kovalayıp bisikletimi aralarından kurtarıyorum.

Ekip tamamlandıktan sonra çadır kurmak için uygun yer bakıyoruz kendimize. İzmir’den mi, İstanbul’dan mı tam hatırlamıyorum bir trekking ekibi de burada kamp atmış. Onların biraz açığına bizde çadırlarımızı kuruyoruz. Burada iki gece kalacağız o nedenle işimize yarayacak herşeyi çadırımıza alıyoruz. Bisikletlerimizi ise tuvaletin yan tarafına koyup kilitliyoruz ve üzerini örtüyoruz. gece de yağmur yağabilir, belli mi olur.

Hava kararmadan önce yemek yapmak istesekte yetişemiyoruz ve karanlık havada kuruyoruz ocağımızı. Sıcak çorba yapıyoruz hemen. Sonrasında sucuk vs vs. 🙂 Karnımızı bir güzel doyuruyoruz anlayacağınız.

Yemek boyunca devam eden muhabbet, sonrasında çadırda devam ediyor. Bu kadar muhabbetten sonra ayrılıp çadırlara gidiyoruz. Gece biraz da kaynattıktan sonra uyuyabiliyoruz ancak. Yarın çok güzel bir gün bizi bekliyor…

Gün Toplam Km: 18,20 | Ort. Hız: 6,9 | Max. Hız: 38,2 | Bisiklet Kullanma Süresi: 02:36:57

Tur Toplam Km: 62,46

Sıraköy – Verçenik Yaylası Güzergah Haritası

Sevgilerimle?

NOT: Pedalla.com imzası olmayan fotoğraflar Kevserseri ve Emre Özçelik?e aittir.

onceki-gunorta-gunsonraki-gun

This entry was posted on Perşembe, Ocak 5th, 2012 at 22:03.
Kategori: Türkiye'den.

11 Yorum,

  1. Halis GÜVEN

    vay arkadaş yaa nerde habu yayların devamı ne güzel kendimi kaptırmış okuyodum bakıyodum valla en kısa zamanda koy serkancım lütfen takipteyim :))

  2. Çok teşekkürler Haliscim,
    O kadar çok fotoğraf var ki, en güzellerini seçmekle uğraşıyorum. Çok zahmetli iş yaw… 🙂

    Sevgiler…

  3. Çok güzel bir gün geçirmişsiniz,ayaklarınızın ıslanması hariç ,manzara harika çektiğiniz fotoğraflarda ve anlatımda ,paylaştığın için teşekkürler.

  4. Fotoğraflar beni yeniden Kaçkara götürdü. Verçenikte telefonun çekmemesi ilginç. Güney tarafta zirveden önceki Dilberdüzünde ve Kaçkar zirvede Turkcell çekiyordu. Bizde Vodafone ve Avea olduğundan havamızı almıştık.
    Yaz gelse de yeniden gidebilsem Kaçkara. 🙂

  5. Orhan abicim çekmemesi çok daha güzel. 🙂 Teknolojiden uzak (fotoğraf makineleri hariç) çok güzel vakit geçirdik. 🙂

  6. orhan bahçetepe

    fotoğraflar çok güzel karadeniz turunuz toplam kaç gün sürdü

  7. Oktay

    Muhteşem manzaralar , insan deli olur bu doğada …

    Yanlız o rampalari en az üçe dokuz çıkardım ben , hemde en sert yerden. Kondüsyon zayifmis biraz sizin 😀

  8. semihoca

    valla …harika yerler….fotosu bu kadar ise gerçeği nasıldır…hava,tabiyat,sular,dağlar…takiptekim…

  9. TUFAN

    devamını da ısrarla istiyoruz. ne kadar da güzel yerler. bir o kadar da güzel anlatım. lütfen çok geciktirmeden devamını da yayınlayıver.

    kendine iyi bak…..

    teknolojiden uzaklaştıkça doğaya yaklaşıyoruz olay budur.

  10. Cengiz Bayram

    Pedalınıza sağlık Serkancığım. inanın gitmiş kadar oldum ama bu oralara gitmemek için sebebp değil en kısa zamanda bisikletimle bende gideceğim oralara bana ümit ve gayret verdiniz yoldaşlarına selamlar.

  11. Merhaba Orhan,
    Turumuz bir hafta kadar sürdü…

    Oktay Abicim,
    Muhteşem bir yer buralar, insan yaşadığına bir kez daha şükrediyor.
    Rampalara gelince, 3’e 9 mu? 🙂 Pehhh… 1’e 1 çıkarsan iyi. 🙂
    Ben arada en sert yerleri zorladım ama yemedi. 🙂

    Semih Hocam,
    Varın gerçeğini de siz de görün. 🙂 Geri gelmek istemeyeceksiniz emin olun…

    Sevgili Tufan,
    Elimden geldiğince çabucak yayınlamaya çalışıyorum. İşten güçten fırsat bulamıyorum sadece. 🙂 Kusuruma bakmayın, ama emin olun en kısa zamanda devamını yayınlayacağım. Çok fotoğraf olduğu için bu kadar zor oluyor.

    Cengiz Bayram,
    Sizde gidin diye buralara aktarıyorum zaten. 🙂 Sadece bizlerin görmesi yetmez tabi ki, Bütün dostların bu güzellikleri görmesi gerekiyor.

    Değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim.
    Sevgiler…

Yorum Yaz “Hayde Gidelum Bisiklet Turu 2.Gün ( Zilkale – Verçenik )”

Serkan TAŞDELEN | pedalla.com | .net | .org | serkantasdelen.com.tr | Tüm hakkı saklıdır | 2014