Kütahya Bisiklet Gezisi 2. Gün (Gediz – Şaphane – Pazarlar – Simav)

16 Haziran 2018

Berbat geçen gecenin ardından yeni güne uyanıyoruz. Havada neredeyse hiç bulut yok. Yağmur bütün gece bir yağdı, bir durdu. Ama şimşekler bu zamana kadar hiç olmadığı kadar korkuttu beni. Sabah olsun diye yalvardım bütün gece. Neyse ki sağsalim sabaha çıkabildik.

Çadırdan çıkıp hemen Fatih ve Nurettin’e “geceniz nasıl geçti?” diye soruyorum. Fatih biraz uyuyabildim dedi, Nurettin ise hepimizden daha çok uyumuş.

Bu kısa muhabbetten sonra toparlanmaya başlıyoruz. Çadırın dış tentesini kaldırıyorum, alt kısım oldukça kuru. O kadar yağmur yağmasına rağmen bir damla su geçmemiş iç kısıma. Çadırım bir kez daha benden geçerli oy aldı.

Çadırlarımızı toplayıp bisikletlerimizi yükledikten sonra yola çıkıyoruz. Önümüze çıkacak ilk köyde kahvaltımızı yapacağız. O zamana kadar belki biraz daha açılırız.

Daha yola çıkalı birkaç kilometre olmuştu ki Şaphane’ye giden ara yola giriyoruz. Haritaya göre biraz ileride Üçbaş köyü görünüyor. Oraya kadar gidip orada kahvaltı yapmak niyetindeyiz. Yol, anayola göre çok daha sakin ve doğa içinde devam ediyor.

Saat 9.00 gibi Üçbaş köyüne ulaşıyoruz. Karşımıza bir kahve çıkıyor. Nurettin kahve işletmecisine kahvaltı yapabileceğimiz bir yerin olup olmadığını soruyor. Buyrun gelin ayarlarız cevabını alınca hemen bisikletlerimizi park ediyoruz ve kahveye giriyoruz. Adam Nurettin’i alıp içeri götürüyor. Çok geçmeden geri gelen Nurettin, adamın markette bisküvi ve krakerleri gösterdiğini söylüyor.

Biz yanımıza zaten bisküvi almıştık. Bize peynir, zeytin lazım diyoruz. Ama maalesef olumsuz cevap karşısında kendi çantamızda ki bisküvileri çay eşliğinde yiyoruz.

Kahvede çaylarımızı yudumlarken hafiften yağmur dökülmeye başlıyor. Bu iyi oldu, en azından yolda yakalanmadık. Bir süre havanın dinmesini bekliyoruz ve diner dinmez de düşüyoruz tekrar yola.

Köyü geride bıraktıktan bir süre sonra yol üzerinde kiraz ve vişne ağaçlarını görüyoruz. Yolumuz rampa olduğu için arkadaşlarla aramız biraz açılıyor. Onları beklemek için bir ağacın yanında durup kirazlardan yemeye başlıyorum. Ardından Fatih ve Nurettin’de geliyor ve kirazlarla birlikte vişnelerden de yiyoruz.

Bu güzel meyve molasının ardından tırmanışa toprak yolda devam ediyoruz. Rampa çok dik olmadığı için tırmanış pek sıkmıyor ve keyifle ilerliyoruz.

Fatih, meyvelerden aldığı enerjinin hakkını veriyor.

Nurettin’de Fatih’ten geri kalmıyor tabii.

Çok geçmeden zirveye ulaşıyoruz ve inişe geçiyoruz. Toprak yolla başlayan iniş hemen ardından kendini asfalta bırakıyor. İnişin keyfi şimdi çok daha güzel çıkıyor. Küçük bir sulama barajından geçip Şaphane’ye giriş yapıyoruz.

Şaphane, dün geçtiğimiz Aslanapa ve Çavdarhisar kadar küçük bir ilçe. Ve ilçeye tek bir yoldan giriliyor ve aynı yoldan çıkılıyor. İlçe merkezine kadar gidip görmek istiyoruz.

Yolda yediğimiz kiraz ve vişneleriyle ünlüymüş bu ilçe meğer. Festivali ne zaman yapılıyor bilmiyoruz ama bir gün olurda denk gelirsek görmek isterim.

İlçenin tam merkezi gibi görünen yerde duruyoruz. Hemen karşımızda bir lokanta var. Burada güzel bir kahvaltı yaparız umuduyla hemen soruyoruz. Aldığımız olumlu cevaptan sonra hemen giriyoruz içeriye.

Ben ve Fatih çorba söylüyoruz, Nurettin ise kahvaltı tabağı söylüyor. Hep birlikte ortaklaşa masamızı silip süpürüyoruz. Ardından işletmede ki arkadaşlarla muhabbet başlıyor. Arkadaşın birisi vakti zamanında Marmaris’te çalışmış, oradan buradan derken epey muhabbet oluşuyor. İşletmede bulunan teyze ise çaylarımızın yanında bayram tatlısı da ikram ediyor bize. Tam bu sırada biz çayımızı yudumlayıp tatlıları yerken tekrar yağmur başlıyor dışarıda. Bisikletlerimizi korunaklı bir yere çektikten sonra bir kaç tane daha çay içiyoruz.

Bu küçük ilçede keyifli vakit geçirdikten sonra inen yağmuru fırsat bilerek tekrar düşüyoruz yollara. Şaphane’ye çıkarak ulaştığımız yolu şimdi inerek geri dönüyoruz. Buradan sonra ki istikametimiz Pazarlar ilçesi oluyor.

Şaphane’den anayola kadar inişten sonra Pazarlar’a gidebilmek için tekrar Gediz yönüne dönüyoruz. Sadece birkaç kilometre bu yönde gideceğiz, ardından sağ tarafa giden yolu takip ederek Pazarlar ilçesine ulaşacağız.

Sadece birkaç kilometre sonrasında tekrar anayoldan ayrılıyoruz ve Pazarlar’a doğru tırmanışa geçiyoruz. Yine herkes kendi temposunda tırmanışa geçtikten bir süre sonra tekrar üzerimizde kara bulutlar beliriyor ve hiç vakit kaybetmeden üzerimize damlalarını bırakıyor. Gözüm gökyüzünde, böyle çok yağacakmış gibi görünmüyor. O nedenle yağmurluğumu bile giyinmek istemiyorum. Rampa çıktığım için daha fazla terlememe sebep olur düşüncesindeyim. Ama gel gör ki öyle böyle epey ıslattı beni, neyse ki hemen ardından da kesildi. Ne yapalım, bugün böyle geçecek artık. Bir yağıp, bir duracak. Tek isteğimiz bardaktan boşanırcasına üstümüze yağmasın yeter.

Saatimiz öğle 12.00’yi gösterdiği sırada Pazarlar’a ulaşmış oluyoruz. Daha yeni uzun bir moladan kalktığımız için ilçe merkezinden geçip oyalanmadan Simav’a doğru yolumuza devam ediyoruz.

Pazarlar’dan Simav’a anayoldan değil yine köy yollarından gitme niyetindeyiz. Öncelikle Küplüce’ye ardından Simav’a doğru gideceğiz.

Pazarlar’ı geride bırakıyoruz ve karşımıza çıkan rampayı tırmanmaya başlıyoruz. Bugün neredeyse günün yarısını tırmanarak geçirdik ve hala daha tırmanmaya devam ediyoruz. Kuşu ve Selendi kavşağını geride bırakıp Küplüce’ye biraz daha yaklaşıyoruz.

Saat 13.00 dolaylarında Küplüce köyünü görüyoruz ama bir yandan da yağmur damlalarını yine üzerimizde hissediyoruz. Bu defa gökyüzüne baktığımda pek öyle kolay kolay geçecekmişe benzemiyor

. Tırmanış olduğu için ben önde, hemen arkamdan Nurettin, onun da biraz daha gerisinden Fatih geliyor.

Damlaların üzerimize düşüş ritmi yükselince hiç oyalanmadan asılıyorum pedallara ve ucu ucuna köye yetişiyorum. Hemen bir yere sığınıp arkadaşlarımı bekliyorum. Nurettin bana göre biraz daha ıslak bir şekilde geliyor. Fatih ise yaklaşık 10 dakika sonra çok daha ıslak geliyor. Hemen köylülerin daveti üzerine kahveye geçip oturuyoruz. Ismarladıkları sıcak çaylarımızı yudumlarken üzerimizde ki ıslaklardan kurtulmaya çalışıyoruz.

İçtiğimiz üçer bardak çaydan sonra hava tekrar diniyor. Bizde epey dinlendiğimiz için toparlanıp tekrar yolumuza devam ediyoruz.

Küplüce’den ayrıldıktan bir süre sonra tırmanış sona eriyor ve inişe geçiyoruz. Yerler ıslak olduğu için dikkatli inmemiz gerekiyor. Hatta karşımızdan gelen bir araç ileride kaza olduğunu dikkatli gitmemizi söylüyor. Çok geçmeden kaza karşımıza çıkıyor, neyseki önemli bir şey görünmüyor. Araç yoldan çıkmış ama herhangi bir can kaybı yok. Durmadan yolumuza devam ediyoruz. Simav’a 11 km kaldığını karşımıza çıkan tabeladan öğreniyoruz.

Yeşilköy’den sonra Kütahya – Simav anayolu ile buluşuyoruz. Artık Simav’a ulaştık sayılır.

Saat 14.24’te Simav ilçesine giriş yapıyoruz. İlk olarak gidip karnımızı doyurmak istiyoruz. En son Şaphane’de kahvaltı yapmıştık ve sonrasında sürekli tırmandığımız için enerjimiz epey tükendi.

Simav bu turumuz boyunca gördüğümüz en büyük ilçe olduğu için imkanlarda o kadar çok. Açık bir lokanta bulunca hemen durup bir masaya oturuyoruz. Kuru fasülye ve pilav ile bir güzel karnımızı doyuruyoruz.

Simav’a ulaştık, karnımızı da doyurduk. Artık buradan sonra günü planlamamız gerekiyor. Turumuza yarında devam edecektik ama hava raporuna göre yarın daha fazla yağmur görünüyor. Daha fazla ıslanmak istemiyoruz ve turu burada noktalama kararı alıyoruz. Dün akşam ki uykusuzluktan ve yağmur ihtimalinden dolayı çadırı hiç düşünmüyoruz ve otel arayışına giriyoruz. Burada genellikle termal turizmi yapıldığı için herkes Eynal bölgesini tavsiye ediyor. Bizim termalle pek ilgimiz olmadığı için ilçe merkezinden bir yer bakıyoruz. Nihayetinde idare edecek bir otele yerleşiyoruz.

Otele yerleşip, duşumuzu alıp üzerimizi değiştirdikten sonra dışarıya ilçeyi gezmeye çıkıyoruz. Biraz gezindikten sonra bir iki bardak bir şeyler içmek için yer bakıyoruz ama bulamayınca bir çiğ köftecide şalgam eşliğinde çiğ köfte yiyoruz ve marketten içecek bir şeyler alıp otele geri dönüyoruz.

Üç kişilik odamızda iki günlük turumuzun analizini ve yarın dönüş planını konuşuyoruz. Sabah kalkıp hep birlikte otobüsle Kütahya’ya geçeceğiz ve oradan aracımıza bisikletlerimizi yükleyip Muğla’ya geri döneceğiz. Plan bu şekilde oluşuyor ve turumuza burada noktayı koyuyoruz.

Yağmuruyla, rampasıyla, şimşek korkusuyla, aç kalınmasıyla ve ıslanmasıyla muhteşem geçen iki günün ardından hatıraları arkamızda bırakarak yeni turlara yelken açıyoruz. Bu üçlüden daha ne turlar gelir, bekleyelim ve görelim. 😉

Gediz, Şaphane, Pazarlar, Simav Güzergâh ve Yükselti Haritası…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.