27 Ağustos 2012

Yeni güne saat 6:30’da rahat bir uykunun ardından uyanıyorum. Gece bir ara köpek sesleri ile uyandım ama tekrar uyumak zor olmadı benim için. Arkadaşlarım da aynı saatte uyanıyorlar. Bu sırada ben hemen günün ilk fotoğrafını çekiyorum.

Çadırlarımızı toplayıp ilçenin merkezinde bir kahveye oturuyoruz. Taze ekmek alıp geliyorum ve yeni çıkacak olan taze çayı bekliyoruz. 6:30’da uyanmış olsakta, 7:30’da anca kahvaltımızı yapıyoruz. Günün ilk saatlerinde ne kadar da çekilmez bir suratım oluyor arkadaş. Değerli takipçiler bunun için kusura bakmayın lütfen. 🙂

Bugün rotamız çok zorlu olacak. Önce biraz inip, sonra çıkacağız. Sonra yine ineceğiz ve son olarak sağlam bir çıkış ile günü bitireceğiz. İbradı’dan başlayan günümüz Akseki’den sonra Antalya’nın bir diğer ilçesi olan Gündoğmuş’ta son bulacak. Keşke yollarda burada yazdığımız kadar kolay olsaydı. 🙂

İbradı’dan ayrılmadan önce merkezde bulunan Atatürk büstünde bisikletim ile bir fotoğraf çekiyorum. Sonrasında yola çıkıyoruz…

İbradı’nın çıkışında tabela önü fotoğrafı alıyoruz. 10 km kadar iniş bizi bekliyor. Manavgat çayına kadar ineceğiz ve sonra tekrar çıkacağız. Kaskları taktık, iniş için hazırız.

Sıralanmış dağların arasından, yamacından güzel güzel iniyoruz.

Artık inişin sonunu görüyor gibiyiz. İnişte pek fotoğraf çekemiyorum. İnişi bölmeden, sonuna kadar tadını çıkartmak istiyorum.

Birkaç noktada keskin viraj ile karşılaşıyoruz. Çok dikkatli olmak gerekiyor. Hızlı girip yoldan çıkmak an meselesi. Yüklü bisikletleri de durdurmak pek kolay olmuyor o hızla aşağıya doğru inerken.

Durmuşken bir kaç kare fotoğraf çekiyorum. Yoksa geçtiğimiz yerlerin güzelliklerini göremeyeceksiniz. 🙂

Manavgat çayının yanından hızla geçiyoruz ve rampayı tırmanmaya başlıyoruz. Artık neredeyse Akseki’ye kadar tırmanacağız.

Bir süre sonra yine formaları, tişörtleri çıkartıyoruz üzerimizden. Rampa çıkınca hava çok sıcak oluyor. Ayrıca bu sayede amele yanıklarından da kurtulmuş oluyoruz. 🙂 Her rampada olduğu gibi buradada kafamıza göre tırmanmaya başlıyoruz.

Ormanlar arasından geçiyor yolumuz. Şöyle geri dönüp bakınca çok güzel manzaralar karşılıyor bizi.

Bazı noktalarda rampa öyle sertleşiyor ki neredeyse bisikletin önü kalkacak. Yavaş yavaş genişten alarak buraları da geride bırakıyoruz.

Rampanın hafiflediği noktaya geliyoruz ve karşımıza bu defa yol çalışması çıkıyor. Tozu dumana katan araçlar ile pek keyifli olmuyor burada gitmek tabii. Ama yapacak bir şey yok devam ediyoruz yolumuza.

Emiraşıklar köyüne kadar bağımsız hareket ediyoruz ve köyde bulduğumuz bir çeşme başında toplanıyoruz. Ben beklerken böğürtlen yemeye başlıyorum. 🙂 Arkadaşlarım geldikten sonra yemeyi bir süre daha devam ettiriyorum. Çeşme başında elimizi yüzümüzü yıkayıp serinlemeye çalışıyoruz. Rampa buradan sonra biraz daha devam edecek, sonrasında Konya – Antalya yoluna kadar rahat gideceğimizi düşünüyorum.

Emiraşıklar Köyünden bir kare daha…

Köyün içindeki sert rampayı çıkmaya çalışan Kaan. 🙂 Ha gayret kardeşim, az kaldı…

Emiraşıklar Köyü de geride kalıyor ve yola devam…

Bir süre inişten sonra güzel bir yol ile Konya – Antalya anayoluna ulaşıyoruz. Buradan önce Akseki’ye gideceğiz, sonra ise Antalya yönüne devam edeceğiz. Plan öyle ama Kaan ve Volkan Akseki’ye gelmek istemiyorlar. Gidiş dönüş toplamda 10 km dolaylarında ve Akseki’ye kadar tırmanış devam edecek.

Kavşakta bir tesiste onlar beni beklemeyi seçiyorlar ve bende Akseki’ye doğru devam ediyorum. Biraz ileriden Akseki’ye dönüyorum ve hoş geldiniz tabelası ile karşılaşıyorum. İlçe merkezi daha yukarıda tabii.

Buradan sonra Akseki’ye 4 km tırmanış beni bekliyor. Hiç kendimi yormadan yavaş yavaş çıkıyorum. Akseki’yi gezip bir de öğle yemeği için alışveriş yapıp geri döneceğim.

Bu 4 km’yi tırmanmak 20 dakikamı alıyor. Akseki girişine saat 10’u çeyrek geçe ulaşıyorum. Buradan merkeze biraz daha gitmem gerekiyor. Ama sorun değil, buradan sonra çevreyi izleyerek pedal çeviriyorum.

Akseki’de küçük bir ilçe. Konya – Antalya yoluna biraz daha yakın olsa gelişirdi sanırım. Ama iç kısımda kaldığı için bunun dezavantajı var. Toroslar üzerine kurulmuş ilçenin rakımı 1000 metre dolaylarında olduğu için yayla havasını soluyabiliyorsunuz. Ayrıca ilçe Kardelen çiçeğinin ana yurdu olarakta biliniyormuş.

İlçe merkezinde bir süre dolaşıyorum ve market önünde duruyorum. Öğle yemeği için birşeyler alacağım. Yolumuz üzerinde buradan başka yer bulamayacağız. Alışverişten sonra geri dönüşe geçiyorum.

Volkan ve Kaan’ı bıraktığım yerde buluyorum. 🙂 Beklemekten sıkılmış olmalılar ki televizyona kenetlenmişler. Zar zor sesimi duyuruyorum onlara ve çıkıyoruz yola. Epey akıyor yol, karşıdan hafif bir rüzgar var o kadar. Gündoğmuş kavşağına kadar böyle gideceğini ümit ediyoruz.

Bu arada bir tesis görüyoruz ve yemek için uygun bir yer bakıyoruz. Saat 11:30 ama hepimiz acıktık. Biraz uğraştan sonra uygun bir yer bulup, karnımızı doyurup, biraz da dinlendikten sonra tekrar yola çıkıyoruz.

Yol manzaralarını seyrederek pedallamaya devam…

Tabelada Manavgat’a 65 km kaldığı yazıyor, ama bizim yarın için hedefimiz Manavgat. Bugün de istesek çok kolay gidebilirdik, ama öncesinde görmemiz gereken Gündoğmuş ilçesi var.

Toroslardan aşağıya iniş devam ediyor. Yolun bu kısmında trafik çok olduğu için biraz daha dikkatliyiz.

Bu güzel inişlerden sonra yine bir mola veriyoruz. Bu defa meyve yiyoruz ve karşımızda gördüğümüz rampa için enerji topluyoruz. Birkaç km’lik tırmanış görünüyor önümüzde. Hava iyice ısındı ve o nedenle çok zor olacak.

Tırmanışı gerçekleştiriyoruz ve sonrasında inişe geçiyoruz. Biraz daha gittikten sonra su molası için bir köyde duruyoruz. Dolaptan soğuk suyu ben dolduruyorum, Volkan dolduruyor ama sıra Kaan’a gelince su sıcak akmaya başlıyor. 🙂 Şanssız kardeşim…

Buradan sonra tekrar yolumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Saat 14:00 dolaylarında güzel bir inişin sonuna doğru bizim kavşak çıkıyor karşımıza. Buradan sonra Gündoğmuş’a döneceğiz. Durup arkadaşların gelmesini bekliyorum ve ekip tamamlandıktan sonra pedalları çeviriyoruz.

Gündoğmuş’a 36 km yol var. Ama ne yol. 🙂 İlk birkaç km iniş, sonrasında 30 km kadar tırmanış var.

Tırmanışa başlıyoruz ve ilk virajda hemen mola veriyoruz. Kaan tükendiğini söyleyerek duruyor, ben ve Volkan’da ise henüz bir şey yok. Kaan otostop çekmek istediğini söylüyor ve bizim gitmemizi istiyor. İçimiz rahat etmese de Kaan’ı orada bırakıp yolumuza devam ediyoruz. Nasıl olsa bir araç gelir ve biner gelir diye düşünüyoruz.

Volkan ile tırmanışa başlıyoruz, tabii bu sırada da Kaan’ı düşünüyoruz. Kaan’dan ayrılalı birkaç km oldu ama hiç araç geçmiyor yoldan. Hava kararmadan Gündoğmuş’a ulaşmak istiyoruz. Birkaç km gidiyoruz gördüğümüz çeşmede mola veriyoruz. Sonra tekrar yola devam.

Rampa çok uzun olduğu için hiç kasmıyoruz ve kendi tempomuzda çıkışı sürdürüyoruz. Bir süre sonra aşağıdan gelen aracı fark ediyoruz. Acaba Kaan’ı aldı mı diye düşünürken araç yanımızda duruyor. – Arkadaşınız aşağıda bekliyor, bana el etti ama alamadım. 🙂 Yav arkadaşım almadıysan neden bize söyleme gereği duyuyorsun. 🙂 Biz bu muhabbetin üzerine çıkışımızı sürdürüyoruz. Yolun nasıl olduğunu fotoğraflardan biraz anlamaya çalışın bakalım.

Kıvrılarak yükseliyoruz, daha ne kadar devam edeceğimizi bilmiyoruz. Bu sırada birkaç tane binek araç geçiyor ama onlar zaten istesede Kaan’ı alamazlar. Onun dışında hiç araç geçmiyor. Karşımızdan gelen tomruk kamyonları keşke ters yöne gitse diye düşünmeden de edemiyoruz. 🙂 Tabi biz Volkan ile birlikte rampayı daha çekilebilir hale sokmak için geyiğe başlıyoruz. Gülerken rampayı unutup daha kolay yol alabiliyoruz sanki. 🙂

45 dakikadır tırmanıyoruz daha 4 km yol alabilmişiz. Akşama kadar Gündoğmuş’a varabilirsek ne mutlu bize. Çok terliyoruz, o nedenle yine üstlerimizi çıkarttık. Bugün biterse, turda biter diye konuşmaya başlıyoruz.

Bu arada Kaan’dan hala haber yok. Biz de yolda durmak için bulduğumuz her fırsatı değerlendiriyoruz. İncir ağacının yanındayız, enerji için bol bol incir yiyoruz. O kadar çok yiyoruz ters tepki yapmasa bari. 🙂

Hadi Volkan yeter yola devam edelim. Edelim etmesine de, çok yorulduk. Biraz gidiyoruz ve yine bir çeşme. Hadi duruyoruz. 🙂 Ohooo bu şekilde nasıl gideceğiz bilmiyorum. Ama sıcak ve rampa ikilisi gerçekten bizi çok etkiledi. Bir de arkada Kaan’ın olduğunu bilince daha kötü oluyor. Çok vakit oldu ama hala gelen giden yok. Beklemek yerine yavaştan yola çıksa iyi olur diye düşünüyoruz.

Son çeşme molasından sonra uzunca bir süre durmadan devam ediyoruz. Tempoyu tutturduk birlikte pedal çeviriyoruz. Buralarda eğim biraz azaldı ve hızlanmaya başladık. Çürük köyüne geldik ve burada yine mola veriyoruz. Birer çay içiyoruz ve sonrasında tekrar yola devam. Garip bir köy burası, insanlar da çok garip. Daha fazla durmanın bir mantığı yok.

Çürük köyünden hemen uzaklaşmak istiyoruz. Ama rampa buna çok izin vermiyor. Bu sırada köpekler koşturuyor peşimizden ama bir süre sonra duruyorlar. Rampaya karşı zaten kaçamazdıkta. 🙂

Gündoğmuş’a 30 km kaldığını gösteren tabeladan 1.5 saat sonra 20 km kaldığını görüyoruz. O derece yavaşız yani. 🙂 Bu sırada hala Kaan’dan haber yok. Biz artık kafamızda kötü senaryolar kurmaya başlıyoruz. Buradan tomruk kamyonları sürekli inerdi, ama hiç gelen araç yok. Hadi hayırlısı diyerek pedallamaya devam ediyoruz. 🙂

Biraz daha gidiyoruz ve ben fotoğraf çekmek için tekrar duruyorum. Bu sırada arkadan bir kamyon sesi geliyor. Ahaaa, Kaan geliyor. 🙂 Bu manzara karşısında çok mutlu oluyoruz. Kamyondan destek alarak yanımıza kadar geldi. Buradan sonra bir süre birlikte gidiyoruz.

Bir köy pazarının bulunduğu yerde mola veriyoruz. Burada haftanın 7 günü de pazar oluyormuş. Tamamen organik ve yöresel ürünler satılıyor. Çok keyifli bir yer.

Çeşmeden su dolduruyoruz ve biraz muhabbetten sonra tekrar yola çıkıyoruz. Bu defa üç kişi devam ediyoruz ve artık Gündoğmuş’a yaklaştığımızı hissediyoruz.

Bu arada Kaan ile beklerken neler yaptığını konuşmaya başlıyoruz. 🙂 Bizim kurgularımızın birazı başına gelmiş. Tabii bunu duyunca Volkan ile gülmekten kırılıyoruz. Aynı zamanda eğimi ara ara dikleşen yolda pedallamaya devam ediyoruz.

Biraz inişe geçiyoruz ve tekrar toplanmak üzere bir mola veriyoruz. Artık çok yaklaştık. 10 km’den az kaldı, karşı tepeyi aşınca ilçeyi görebiliriz diye ümit ediyoruz. Hadi tekrar pedal başına ve tırmanmaya…

Zirveye ulaşıyoruz ve ilçenin bir kısmını görüyoruz. Görüyoruz ama önce bizi güzel bir iniş, hemen ardından da güzel bir çıkış bekliyor. Yeter artık diye isyan bayrağını çekiyoruz. 🙂 Ama gideceğiz bir şekilde yapacak birşey yok. Bugün tamamen rampa manyağı olduk.

İniş keyifli oluyor tabi, nasıl olsa kendi gidiyor bisiklet. Kıvrılarak inen yol manzarasında Kaan ve Volkan… 🙂

İniş devam ederken güzel bir manzara ile duruyoruz. Yüksek bir şelale ama suyu akmıyor. Ağustos’un sonundayız artık heryer kurudu, o nedenle akmıyor diye düşünüyoruz.

Hemen aşağıdaki göl gerçekten ürpertiyor. Çok derin görünüyor. Yüzülebilir mi diye düşünüyoruz ama girince çıkacak hiç bir yer yok.

Ne kadar güzel ve büyüleyici bir yer olduğunu Kaan ile birlikte görün istedim. 🙂

Bu kadar mola yeter, hadi devam ediyoruz yola. Birazcık daha iniyoruz ve köprüden geçtikten sonra ilçeye son çıkış başlıyor. Bizler son enerjilerimizi kullanıyoruz. Çok tırmandık ve bugün artık tırmanmak istemiyoruz. İlçe merkezine kadar tırmanış sürüyor ve bizi bitiriyor.

Gündoğmuş giriş tabelasını bulamayınca bisikletimi kaymakamlık önüne koyup hatıra fotoğrafını çekiyorum. Evet çok yorulduk bir an önce yatıp dinlenmek istiyoruz. Konaklama yeri sormak için hemen gözümüze ilişen polis merkezine gidiyoruz. Normalde otel günümüz değil ama o kadar çok yorulduk ve terledik ki güzel bir yatağa ihtiyaç duyuyoruz. Polis arkadaşlar burada konaklama imkanının olmadığını anlatınca bütün hayallerimiz suya düşüyor.

Buradan bize birşey çıkmaz diyerek başka yerler aramaya başlıyoruz. Orman Müdürlüğünün olduğu yere gidip yetkiliyi arıyoruz. Önce bir arkadaş çıkıp geliyor ve burada çadır kuramayacağımızı söylüyor. Kamp için dalga geçer gibi bilmem kaç kilo metre yukarıdaki yaylayı tarif ediyorlar. 🙂 Bisiklet algısı yok mu insanların anlayamıyorum. Ya da o kadar yolu bisiklet ile hiç çıkmışlar mı? Ne olacak ki diyor arkadaş bir de. 🙂 Tabii bu sırada ben deli oluyorum. Kırk yılda bir ilçenize birileri geliyor, bi yardımcı olmadınız diye adama patlıyorum. Bu patlama karşısında beni müdürüne götürüyor. Ben de bahçenin şu köşesi uygun, bir gece kalıp gideceğiz ne var bunda diye anlatmaya başlıyorum. Yok orası uygun değil, siz şuraya kurun çadırınızı diye yer gösteriyor. Gösterdiği yer ise bir deponun üzeri. Beton zemine çadır kurduruyorlar bize. Yazıklar olsun bu zihniyetteki insanlara…

Beton üzerine çadırımızı kurduktan sonra karnımızı doyurmak için bir lokantaya gidiyoruz. Sonra da bir kahvede oturup çay içiyoruz. Yine günün analizinden sonra yatmak üzere çadırlarımıza gidiyoruz.

Gün Toplam Km: 104,67 | Ort. Hız: 15,1 | Max. Hız: 70,5 | Bisiklet Kullanma Süresi: 06:54:20

Tur Toplam Km: 1851,51

18.Gün Harita ve Yükselti Tablosu (İbradı – Gündoğmuş); Haritayı büyütmek için lütfen üzerine tıklayınız?

Sevgilerimle…

onceki-gunorta-gunsonraki-gun

This entry was posted on Perşembe, Aralık 13th, 2012 at 14:13.
Kategori: Türkiye'den.

2 Yorum,

  1. suat

    arkadaşlar burda gündoğmuş belediyesini kaymakamlığını kınıyorum insan hoş ve nezaketen koca ilcede cadır kurdurmuyolarsa ordaki insanlaraa ama özellikle o müdürün adını bilmiyorum eğer birgün bi raslantı olur da girerse pişmalığını görmek isterim.saygılar

  2. cevahir

    zaten bu yolculukta sizi yollardan daha çok, bazı yerleşim bölgelerindeki yetkili ve yetkisiz insanların soğuk ve dışlayıcı tavırları yormuş anlaşılan. gezinizin başından beri okuduklarımdan çıkardığım bu. ne yazık ki bu Türkiye gerçeği…

Yorum Yaz “17’den 7’ye Bisiklet Turu 18.Gün (İbradı – Gündoğmuş)”

Serkan TAŞDELEN | pedalla.com | .net | .org | serkantasdelen.com.tr | Tüm hakkı saklıdır | 2014