18 Ağustos 2012

Turumun 9. günü sabahına yine huzurla uyanıyorum. Elimi yüzümü yıkayıp çadır toplama işlemine geçiyorum. Kısa sürede hazırlandıktan sonra petrolün marketinden bisküvi ve meyve suyu alarak kahvaltımı yapıyorum. Karnımı da doyurdum artık yola çıkabilirim 🙂 Yola çıkıyorum çıkmasına ama rüzgar karşımdan esiyor. Tırmanış ile başlayan gün, rüzgarın da karşımdan esmesi ile biraz kötü başlıyor. Oysa ki çadırdan çıktığımda derin bir nefes çekerek bugün güzel bir gün olacak diyordum. 🙂 Belki ilerleyen dakikalarda her şey daha güzel olur…

Dün girişte Keçiborlu tabelasını bulamamıştım. Bugün diğer çıkışta buluyorum ve hemen koleksiyona bir parça eklemek adına, karşıya geçip fotoğrafını çekiyorum. Sonra tabii kaldığım yerden yoluma dönüyorum.

Biraz daha gittikten sonra önüme Bir kavşak çıkıyor. Düz gidersem Afyon’a, sağ taraftan devam edersem Uluborlu’ya gidiyor. Tercihimi Uluborlu’dan yana kullanıyorum. Bu defa tırmanış biraz daha sertleşiyor, rüzgar da aynı derecede esmeye devam ediyor. Acelem yok, kendime bir tempo tutturup öyle pedal çeviriyorum. Yolun trafiği ise neredeyse hiç yok. Bu tarz yolları çok sevdiğimi daha önce söylemiştim. O nedenle mutluyum, rüzgar ve tırmanışın şu an bir önemi yok. 🙂

D320 karayolunda pedal çeviriyorum. Ara ara soluklanmak için duruyorum, birde fotoğraf çekmek için. Onun dışında tutturduğum tempoyu bozmak istemiyorum.

Bu tempoda güzel güzel gidiyorum. Çevreyi izleyerek Uluborlu’ya yaklaşıyorum. Bir baraj gölünün yanından geçiyorum. Onun da fotoğrafını çekmiştim ama silinen fotoğraflar arasında o da gidiyor. 🙂

Tırmanıştan sonra yol dalgalı olarak devam ediyor. Ama tabii rüzgar hala azalmış değil. O nedenle istediğim hıza bir türlü ulaşamıyorum. Bu şekilde daha fazla yoruluyorum. Yapacak hiç birşey yok…

Yol, boylu boyunca uzanmış beni bekliyor. Benim nasıl olsa acelem yok, beklesin canım. 🙂 Giderim yavaş yavaş…

Yola çıkalı 25 km oldu ve saat 9:20’de Uluborlu’ya vardım. Bugün yola çıktığım Keçiborlu’dan sonra gördüğüm ilk ilçe. Yanıma birazcık erzak almak için ilçe merkezinde ucuz bir market arıyorum. Bim, Şok, A101 vs vs işte canım. 🙂

Ama maalesef burada istediğim marketlerden birisini bulamıyorum. O nedenle kısa bir şehir turundan sonra tekrar yola dönüyorum. Uluborlu otogarının yanından usul usul yoluma devam ediyorum.

Uluborlu’nun ana caddesi üzerinden geçerek sıradaki ilçe Senirkent’e doğru pedal çeviriyorum.

Uluborlu çıkışında kısa bir tırmanıştan sonra aynı kısalıkta inişi gerçekleştiriyorum. Düz yolda etkisi aynen devam eden rüzgar ile birlikte Senirkent’e doğru yaklaşıyorum. İki ilçe arası 11 km olunca ulaşmam da çok sürmüyor. Saat 10’u henüz geçerken Senirkent’e varıyorum. Uluborlu ile arasında pek fark yok buranın da. Nüfusu hemen hemen aynı sayılır ve istediğim marketleri burada da bulamıyorum. 🙂 O nedenle karnımı doyurmak adına yanıma bir şeyler alamıyorum. Nasip kısmet diyerek yine yoluma devam ediyorum.

Senirkent ilçe merkezinden geçerken soğuk bir şeyler içmek istiyorum ve market önünde durup litrelik ice tea ve bisküvi alıyorum. İleride uygun bir yer bulunca oturup atıştıracağım.

Senirkent’i de geride bırakıyorum ve yola devam ediyorum. Yol buradan sonra dümdüz gidiyor. Mola için uygun bir yer bakıyorum. Bir ağaç gölgesi bile yetecek. 🙂 Ha şurası, ha burası diye diye epey yol gidiyorum ve en son bir ağaç gölgesinde duruyorum. Bisikletimi attığım gibi içecek ve yiyeceğime sarılıyorum. Ohh be diyerek yudumluyorum… 🙂 Bu molayı çoktandır hak ettim. Rüzgar artık boynumu ağrıtmaya başladı. Mola biter ve ben tekrar yola düşerim tabii. Düz yolda rüzgara karşı devam ediyorum. Elma bahçeleri yol boyunca bana eşlik ediyor.

Bir de bu değişik araçlar. 🙂 Pat pat adını verdikleri taşıtı, su motorundan icat etmişler ve acayip hızlı araçlar. 🙂 Yanımdan geçtiklerinde korkmuyor değilim hani. Sesleri ile korkuttukları yetmiyor, bir de yanımdan vınn diye geçtiklerinde ben de kendimden geçiyorum. 🙂

Nihayet rüzgar biraz şiddetini azalttı ve ben daha rahat gidiyorum.

Mola zamanı. Ben burayı önceden biliyorum. 2008 yılında “Kuruyan Göllerimiz” turunda Eğirdir’den gelip, Afyon’un Çay ilçesine doğru giderken kavşağa yakın bu tesiste yemek molası vermiştim. O günleri yad etmek adına tekrar aynı yerde mola veriyorum. Aradan 4 yıl geçmiş, bu zaman zarfında çok şey değişmiş. Yan tarafta bulunan lokantada yemek yemiştim. Ama şimdi kapalı… Petrolde ise sadece bir kişi var, oturup onunla muhabbet ediyoruz. İstasyonun yeni sahipleri olduğunu ve bir haftadır tek başına burada durduğunu söylüyor. Hem de gece gündüz… Tabii çok işlek yol olmadığı için geceleri gelen giden de olmuyormuş. Bana meyveli soda ısmarlıyor arkadaş ve içmeye başlıyoruz birlikte.

Muhabbet esnasında bisikletimin yanında küçük, hatta minicik kertenkeleyi görüyorum. Çok güzel görünüyor ve kaçırmadan fotoğraflamaya çalışıyorum. Çektiğim onca fotoğraftan sadece bu ikisinde çok güzel poz veriyor.

Kron markasını andırıyor bana ilk bakışta. 🙂 Logosunda buna benzer bir şey vardı.

Yarım saat kadar verdiğim moladan sonra yola koyuluyorum. İşte daha önce gelip geçtiğim yol burasıydı. Şuhut yazan taraftan gidip Bozdurmuş Beli’ni tırmanmıştım… Şimdi ise Yalvaç’a doğru düz devam ediyorum yoluma. Hey gidi günler hey… 🙂 İnsan kendini bir garip hissediyor. 🙂

Burası da o zamanlar Eğirdir’den geldiğim yol…

Kavşağı geçer geçmez karşıma çıkan tabelada Yalvaç’a 50 km yolun olduğunu görüyorum. Saat 12.30’u geçti ama yolda yediğim bisküvi beni epey tok tuttu, hiç acıkmadım. Daha da devam ederim böyle…

Yol üzerinde bir köyden geçiyorum ve çok eski gibi görünen mezarlık dikkatimi çekiyor. Onun da fotoğrafını alıyorum.

Göl kenarından kıvrıla kıvrıla gidiyorum bir süre. Çok keyifli, bu yolda pedal çevirmek . Bahsettiğim gibi, burada trafik çok az ve rahatlıkla gidebiliyorsunuz.

Eğirdir Gölünden ve yollardan bir kaç manzara sizlere…

Daha 8 km yol gelmişim kaç dakikadır. 🙂 Manzaranın güzelliği ile bu kadar yol alabiliyorum.

Yılan gibi kıvrılmış yolun üzerindeyim, daha ne isterim ki? Bas pedala var gücünle, ya da yavaştan al ki güzellikleri sonuna kadar çek içine… 🙂

Bir süre sonra gölden uzaklaşıyorum ve artık geride kalıyor. Düz yolda epey hızlı ortalama ile pedal çeviriyorum.

Yalvaç’a 32 km… 🙂

Yolların manzarası buralarda hep aynı, o nedenle bir şey söylemeye gerek bile duymuyorum. 🙂

Epey düz geldim ama biraz tırmanmam gerekiyor. Sonrasında Yalvaç’a doğru inişe geçeceğim. Tırmanış başlayınca hızım azalıyor ve sıcaktan dolayı kaskımı çıkartıyorum. Buff’ı kafama bu şekilde takıyorum. Ter gözüme girince  kötü oluyor. Bu icat bunun için çok iyi bir çözüm  🙂 Ayrıca, bir tane de benden fotoğraf olsun diye koyuyorum bunu. 🙂 Buff bahane yani.. 🙂

Yol tekrar düzeldi, hatta biraz da iniş oldu gibi. Hızımdan da belli oluyordur. Güzel bir iniş ile Yalvaç girişine kadar gideceğim.

Böyle düşünüyordum ama, biraz gittikten sonra yol çalışmasından dolayı yavaşlıyorum. Yavaş yavaş devam ediyorum yoluma. Bisiklet yüklü olduğu için temkinli gitmekte fayda var.

Yalvaç’ın içine giriyorum ve ilçe girişinde yine giriş tabelasını göremiyorum. Kaçtır böyle gidiyor. 🙂 Neyse ki ilçelerin çıkışlarında bir şekilde buluyorum tabelaları. Burada yemek için alışveriş yapıyorum. Biraz gideyim, yiyecek uygun bir yer bulurum. Hem çokta acıkmadım henüz. Yalvaç giriş tabelasını çıkışta bulup çektikten sonra Konya yönüne devam ediyorum.

Buradan sonra yol, geldiğim yöne göre biraz daha kalabalıklaşıyor. Ama çok sıkıcı değil. İnişler çıkışlar sıklaştı ve iniş biter bitmez çıkış başlıyor, çıkış biter bitmez de iniş başlıyor. Düz yer yok neredeyse. Aşağıda görünen fotoğrafa aldanmayın. Fotoğraftan düzmüş gibi görünebilir ama çaktırmadan epey çıkarttı beni.

Çıkışların ardından çok güzel bir iniş ile Akşehir kavşağına geldim. Buraya da Akşehir yönünden daha önce gelmiştim ve çok kötü bir yol olduğunu biliyorum. 2000-2010 yılları arasında yapılacak diye bir yazı okumuştum o zamanlar. Şu an 2012 yılındayız ve hala çalışmalar devam ediyor. Ne bitmez yolmuş arkadaş. İyi ki oradan gitmiyorum/gelmiyorum bu defa. 🙂

Kavşakta bulunan bir petrol istasyonuna giriyorum. Hazır olan çay ile birlikte kuruyorum soframı. Afiyetle karnımı doyuruyorum. Üstüne birde keyif çayı içmeyi ihmal etmiyorum tabii. Saat 17.30 oldu, artık yavaştan nerede kalacağıma karar vermeliyim. Konya yönündeki ilk ilçe Şarkikaraağaç ve oraya 15-20 km kadar yol var. Daha vakit var hava kararmadan oraya kadar giderim diye yola çıkıyorum.

Bu manzaraya bayılıyorum. Gidonumdan yol manzarası bu. Buradan dünyayı izlemek için düşüyorum yollara işte. Bunun keyfini başka hiç bir şeyde bulamıyorum. O nedenle imkanlar el verdikçe dünyaya buradan bakmaya devam edeceğim. 🙂

Şarkikaraağaç girişinde yine fotoğraf çekmek için duruyorum ve bisikletimi park edip sarılıyorum makineme. Bu arada yolun karşısındki petrolü gözüme kestiriyorum. Gidip oraya çadır kurabilirim, tabii izin verirlerse. Fotoğrafımı çekip bir an önce konaklama işini halletmek için petrole gidiyorum. Her zamanki gibi aynı sıralama ile yetkiliyi buluyorum ve durumu izah ediyorum. Önce tereddütle baksa da kabul ediyor ve şu karşıya kurabilirsin diyor. Çimlerin üstüne izin vermedi maalesef, bende yanındaki toprak kısıma kurdum. 🙂

Daha önce beton yerlere de çadır kurduğum için bu duruma pek üzülmüyorum. Çadırımı kurduktan sonra elimi yüzümü yıkıyorum ve kendime geliyorum. Oturup çalışan arkadaşlar ile birlikte muhabbete koyuluyoruz. Havadan, sudan, Türkiye’den, dünyadan, aklımıza ne gelirse her konudan konuşuyoruz. Benim için sorun değil ama arkadaşlar vakit geçirmenin derdinde. 🙂

Akşam yemeğimi aperatif şeylerle geçiştiriyorum. Üstüne içecek çay da varsa sorun yok zaten. Çayın yanında birde limonata ve vişne suyu var sınırsız. 🙂 Kaliteli petrollerde her zaman nasibimiz çıkıyor. Saat akşam 10 buçuk, 11 gibi çadırıma çekiliyorum. Bir süre içeride dönüp duruyorum, tam uykuya dalmadan istasyonda çalışan arkadaş beni çağırıyor. – Kardeş yemek söyledik gel birlikte yiyelim. Ben çok aç olmadığımı söylüyorum ama bırakmıyor beni. – Sana da söyledik gel hadi. 🙂 Çaresiz çıkıyorum ve söylenen yemekten payıma düşeni yiyorum. 🙂 Sonra biraz daha vakit geçiriyorum ve saat gece yarısını geçmeden çadırıma dönüyorum.

Gün Toplam Km: 135,93 | Ort. Hız: 17,7 | Max. Hız: 52,6 | Bisiklet Kullanma Süresi: 07:40:44

Tur Toplam Km: 951,08

9.Gün Harita ve Yükselti Tablosu (Keçiborlu – Şarkikaraağaç); Haritayı büyütmek için lütfen üzerine tıklayınız?

Sevgilerimle…

onceki-gunorta-gunsonraki-gun

This entry was posted on Çarşamba, Ekim 31st, 2012 at 01:10.
Kategori: Türkiye'den.

2 Yorum,

  1. Cevahir Güneş

    Gezinize ait bu yazı dizisini başından beri satır satır okudum. Verdiğiniz onca yoğun emek için tebrikler ve güzel anların yazılı ve görsel anlatımı için de teşekkürler. Her ne kadar fotoğraflarınızın bir kısmı yok olmuşsa da, bize sunduklarınız yine çok etkileyici. Fakat ne yalan söyleyim, ben bu güzel gezinizin yazı dizisini okurken bile yoruldum. Oysa siz bunca yolu nasıl gidebiliyorsunuz.? Fakat bunun yanıtını da yine sizin yazdığınız satırlar arasında bulmak mümkün tabi. Belli ki, iki tekerlek üzerinde olmak, bisikletle seyahat etmek sizin için bir yaşam biçimi. İşinizi bile bıraktıracak kadar büyük bir aşk! O yüzden, bana buradan çok zor ve hatta imkansız gibi görünen her şey size sıradan şeyler gibi geliyor olmalı. Her neyse, bu güzel belgesel için teşekkürler. Ama sanırım bir de Antalya’ya varış kısmı olacak. İzlemeye devam ediyorum. Sağlıcakla kalın ve daim yolunuz açık olsun.

  2. Merhaba Cevahir Bey,
    Yazdıklarımızın okunması ve çektiklerimizin izlenmesi çok güzel bir haber. O anları sizlere az da olsa yaşatabiliyorsak ne mutlu bize.
    İki tekerler sizinde belirttiğiniz ve hissettiğiniz gibi bizler için artık bir sevda, aşk… 🙂
    Tur yazımız 20. güne kadar devam edecek. Takibiniz için çok çok teşekkürler…

Yorum Yaz “17’den 7’ye Bisiklet Turu 9.Gün (Keçiborlu – Şarkikaraağaç)”

Serkan TAŞDELEN | pedalla.com | .net | .org | serkantasdelen.com.tr | Tüm hakkı saklıdır | 2014