15 Temmuz 2011

Kızılcahamam Soğuksu Milli parkında güzel geçen gecenin ardından uyanıyorum. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra çadırımı topluyorum. Dün akşamdan arkadaşların verdiği birkaç domates ekmek ile sabah kahvaltımı yapıyorum. Milli park içinde sabah sabah oksijen delisi oluyorum.

Saat sabahın 7:30’u ve kimsecikler yok ortada benden başka…

Yolum bugün 90 km kadar, o nedenle pek kastırmıyorum. Ağırdan alıyorum ve akşama kadar Beypazarı’na varmayı düşünüyorum. Sabahın ilk saatlerinde hava bisikletin üzerinde biraz soğuk. O nedenle de pek hızlanamıyorum. Kargasekmez geçidinin hemen başladığı yerden Güdül’e yol dönüyor. Oraya kadar dağların gölgesinde üşüyerek geliyorum. Tam bu sırada mataramda su olmadığını fark ediyorum ve doldurmak için uygun çeşme arıyorum.

Kızılcahamam çıkışından itibaren Güdül ilçesine 50 km yolumun olduğunu çıkan tabeladan öğreniyorum. Ha bilmiyor muydum? Biliyordum… 🙂

Bir süre sonra çeşmeye rastlıyorum ve mataralarımı doldurduktan sonra yoluma devam ediyorum. Hafif bir tepe çıkıyorum karşıma, orayı tırmanırken kısa bir mola veriyorum. Bu mola sırasında bir çiçek ve minik kaplumbağa görüyorum.

Bir geliş gidiş olan yolda neredeyse trafiksiz olarak ilerliyorum. Çok güzel bir coğrafya ile pedal çeviriyorum.

Bu arada saatim 8:43 ve Güdül’e 40 km kalıyor…

Yol manzaraları iç anadolunun vazgeçilmez tablosu ile devam ediyor.

Otoyol bağlantı yolundan geçiyorum. İstanbul – Ankara yazıyor tabelada. Araçlar için birkaç saatin ucunda olsa da bizler için günler alabiliyor bu yazılar. 🙂 O nedenle bisikletimi gideceği yöne koyarak fotoğraflıyorum.

Otoyol kavşağını geçtikten bir süre sonra 30 km tabelası çıkıyor karşıma. Farkında olmadan epey hızlı yol alıyormuşum gibi hissediyorum.

Bir köprünü üzerindeyim. Köprü çıkışında düz gidersem Çeltikçi’ye, sol taraftan devam edersem ise Güdül’e çıkacağım. Çeltikçi biraz tepede bulunduğu için oraya gitmeme kararı alıyorum. Köprü üzerinde birkaç fotoğraf karesi çekiyorum.

Güdül yönüne devam ederken bir araç geçiyor yanımdan ve biraz ileride duruyor ve aşağıya iniyor. Benim kendisine yaklaşmamı bekliyor. Bende hayırdır inşallah diyerek yanına gidiyorum ve duruyorum.

Ben Düzce Bisiklet il temsilcisiyim diyor ve benim nereden gelip nereye devam ettiğimi soruyor. Bende Ankara’dan Beypazarı’na doğru gittiğimi söylüyorum. Yol üzerinde fazla meşgul etmemek için Güdül’de öğle yemeğini birlikte yiyelim teklifinde bulunuyor. Bende bu güzel teklifi kırmıyorum. O halde Güdül Emniyet Amirliğinde sizi bekliyorum diyerek yoluna devam ediyor. Bende aynı şekilde yoluma devam ediyorum. Henüz aç değilim ve Güdül’e henüz 20 km yolumun kaldığını görüyorum.

Saat 9:53 ve ben Kızılcahamam’dan bu ya na molasız geliyorum. O nedenle gördüğüm ilk çeşme başında küçük bir mola veriyorum. Hem suyumu tazeliyorum, hemde dinleniyorum. Suyun aktığı yalak kurbağalar ile dolu ve onları izliyorum uzun uzun.

Yolum Çeltikçi’den sonra hafif tırmanış ile devam ediyor. O nedenle hızım da yavaşlıyor ve rölanti biçimde pedal çeviriyorum.

Sessiz sakin yollarda Güdül’e son 10 km…

Yolum dere kenarında ve dağların yamacından devam ediyor. Manzara beni çok etkiliyor. Ne mutlu bana ki, en küçük güzellik bile mutlu etmeye yetiyor…

Güdül’e artık çok yakınım ve sert bir rampa tırmandım. Tam bu sırada koyunlar yoldan karşı karşıya geçiyorlardı…

Saat 11’i 10 geçe Güdül’e giriş yapıyorum. Burada fotoğraf çektikten sonra merkeze ineceğim.

Güdül merkeze iniş ile varıyorum ve Emniyet Amirliğini bulmaya çalışıyorum. Birkaç vatandaşa sorduktan sonra buluyorum. Bisikletimi dışarıda bulunan nöbetçinin yanına bıraktıktan sonra içeriye giriyorum. Karşılaştığım abinin adını bile bilmiyorum. O nedenle bisikletçi olduğumu ve buraya gelmem söylendi diyorum. Polislerin bilgisi olduğu için tamam haberimiz var diyorlar ve amirimiz toplantıda buyurun oturun diyorlar. Bu bekleme süresinde birkaç bardak çay içiyorum ve emniyet amiri geliyor. Gelince bende odasına geçiyorum. Orada adının Erhan Ergül olduğunu öğreniyorum.

Hemen muhabbete başlıyoruz ve ne yemek istersin sorusu ile muhabbete biraz ara veriyoruz. Tabi ben fark etmez diyorum ve birlikte güzel bir lokantaya gidiyoruz. Arayıp öncesinde siparişlerimizi söylediği için çok beklemiyoruz. Yemek yediğimiz yerden bir kare çekiyorum bende.

Yemeğimizi yerken aynı zaman da muhabbete de devam ediyoruz. Bir süre sonra savcı bey geliyor ve muhabbetimize eşlik ediyor. Savcı Beyin adını şuan hatırlayamıyorum, o nedenle kusura bakmayın.

Yemeğimizi yedikten sonra üç kişi olarak tekrar emniyet amirliğine dönüyoruz ve çaylarımızı orada içiyoruz. Bu sırada Savcı Beyin ve Erhan Beyin birkaç hikayesini dinliyorum. Çok güzel vakit geçiriyoruz ama bir yandan da yolu düşüyorum ve devam etmek zorunda olduğumu hatırlıyorum. Birkaç bardak çaydan sonra yoluma devam etmek için izin istiyorum.

Sağolsunlar kapıya kadar bana eşlik ediyorlar. Hareket etmeden yine laflarken bu defa Güdül Kaymakamı geliyor ve onunla da tanışıyoruz. Onunla da ayak üstü muhabbetinden sonra bir hatıra fotoğrafı çekilerek ve teşekkür ederek yoluma devam ediyorum.

Güdül çıkışında Beypazarı’na 33 km yolum kalıyor. Yol hakkında pek bilgim yok, Ankara’dan İsmail ile konuştuğuma göre inişli çıkışlı olarak devam ediyormuş. Sorun değil nasıl olsa gideriz diyerek basıyorum pedala…

Şöyle geri dönüp baktığımda Güdül’ü görebiliyorum.

Güdül çevresinde çok güzel vadiler var, özellikle gelip bol vakitte gezilmeli. Ama o fırsatı ne zaman bulurum bilmiyorum.

Çevreyi yeteri kadar izledikten sonra çıkış ile yoluma devam ediyorum. Tabi her çıkışın bir inişi olduğu gibi inişte çok keyifli oluyor. Bu şekilde epey devam ediyorum. En çok ilgimi çeken şey ise yol kenarları boyunca gördüğüm vişne ağaçları. Kırmızı, pembe çok güzel görüntü oluşturuyorlar…

Yine trafiği az yolda mutlu olarak pedal çeviriyorum. O kadar güzel ki tarif etmek ne mümkün. Fotoğraflar az çok size bunu anlatabiliyordur umarım.

Bu güzellikler ise bazen beni ürkütebiliyor. Şu görünen dağ sanki kopup gelecekmiş gibi…

Geri dönüp baktığımda çıkışı ve geride kalan manzarayı tüm çıplaklığı ile görebiliyorum. Bu sırada hava da kapatıyor, her an yağmur yağabilir.

Bir süre gittikten sonra hafif yağmur altında pedal çeviriyorum. Ama Allah’tan o kadar uzun sürmüyor ve bir süre sonra geçip gidiyor. Bu sırada arada Kevser ile konuşuyorum ve yarın gelecekleri için plan programı yapıyoruz. Hemde gezip görmem gereken yerlerden bahsediyor.

Saat 15:00 gibi Uruş yol kavşağındayım. Uruş’un ismini daha önce duymuştum ama gidip görmek hiç nasip olmamıştı. İsmi gibi değişik bir yer olmalı. 7 km iç kısımda kaldığı için girmeden Beypazarı’na doğru devam ediyorum.

Fotoğraf panoramik değil yanlış anlaşılmasın. Yol gelip 180 derece dönerek devam ediyor. 🙂

Giderek Beypazarı’na yaklaşıyorum ve gidince nerede kalacağım konusunda hiç bir fikrim yok. Gidip bir yol bulurum diye pek üstelemiyorum. Yolun tadını çıkartıyorum…

Yolun hemen yanı başında bulunan köy manzaraları ile devam ediyorum.

Beypazarı’na 10 km kaldı. Burada aklıma Doğa Derneğinde çalışan arkadaşım Tuba Abla geliyor. Telefona sarılıp kendisini arıyorum ama ulaşamıyorum. Belki onu burada görebilirdim diye ümit etmiştim.

Buradan sonra ilçe girişine kadar fotoğraf çekmiyorum ve hızla ilerliyorum. Saat 16:00 ve ben Beypazarı’na giriş yapıyorum. Burada İsmail’in arkadaşı ile buluşacağım ve çadır kurabileceğim uygun bir yer bakacağız.

Beypazarı’nın muhteşem mimarisi ilçe girişinden bile görünüyor. O güzellikleri yakından görmek için sabırsızlanıyorum.

İsmail’in arkadaşı Mete ile irtibat kuruyorum ve merkezde bulunan havuç heykelinden yukarıya doğru gelmemi söylüyor. Bende bir fotoğraf çektikten sonra devam ediyorum.

Bu sırada buranın havucunun meşhur olduğunu öğrenmiş oluyorum tabi.

Beypazarı’nın konakları içinde buluşuyoruz Mete ile ve muhabbete başlıyoruz. Birkaç bardak çay eşliğinde biraz vakit geçiriyoruz. Aynı zamanda da kamp için yer araştırıyoruz telefon ile. Sonunda bir yer bulabiliyoruz ve oraya hareket etmek üzere oturduğumuz yerden kalkıyoruz.

Buradan ayrılmadan önce Beypazarı’nın güzelliklerini fotoğraflıyorum.

Bir tane de kendim ile çekileyim ama değil mi? Neredeyse kendime ait hiç bir fotoğraf yok. Neyse ki Mete’nin ısrarı ile kendimde çekiliyorum.

Buradan sonra markete gidiyoruz ve akşam yemeği için alışveriş yapıyorum. Kalacağım yer merkeze epey uzak olduğu için geri dönemem. Beypazarı Maden Suyu fabrikasının hemen yanında bulunan bir bağ evinde kalacağım. Çadır kurmama bile gerek kalmıyor.

Mete ve arkadaşı sağ olsun buraya kadar beni bırakıp dönüyorlar. Tekrar teşekkür ederim bu misafirperverlik için. Akşam geç vakit olunca karnımı doyurmak için aldıklarımı çıkartıyorum ve karnımı bir güzel doyuruyorum.

Yemek sonrasında telefonumun şarjı az olduğu için doldurmak üzere fabrikaya gidiyorum. Kapıda duran güvenlik görevlisi arkadaştan rica ediyorum ve telefonumu şarja takıyorum. Bu sırada da maden suyu içerek muhabbet ediyoruz. Akşam burada epey vakit geçiriyorum. Şarjım dolduktan sonra bağ evine dönüyorum ve odama girip bir an önce sabah olması için uyuyorum.

Gün Toplam Km: 95,74 | Ort. Hız: 18,0 | Max. Hız: 61,9 | Bisiklet Kullanma Süresi: 05:18:53

Tur Toplam Km: 180,11

2.Gün Harita ve Yükselti Tablosu (Kızılcahamam-Beypazarı); Haritayı büyütmek için lütfen üzerine tıklayınız?

Sevgiler…

onceki-gunorta-gunsonraki-gun

This entry was posted on Pazar, Kasım 13th, 2011 at 19:45.
Kategori: Türkiye'den.

2 Yorum,

  1. Bisiklet ve gezi hayalim var ancak cesaret edemiyorum bir türlü.

  2. Birazcık “kendine güven” ile herşeyin üstesinden gelinebiliyor…

    Sevgiler…

Yorum Yaz “Ankara – Zonguldak Bisiklet Turu 2.Gün ( Kızılcahamam – Beypazarı )”

Serkan TAŞDELEN | pedalla.com | .net | .org | serkantasdelen.com.tr | Tüm hakkı saklıdır | 2014