kadaradeniz-bir -sevdadir-banner

29 – 30 Aralık 2012

Nice aşkların ve nice ayrılıkların,kavgaların,savaşların,insanların yaşadığı büyülü bölge..

Hem kara! hem deniz!..

Kısaca kendimi taktim edeyim…
Adım Serkan, Giresun/Görele doğumluyum, Karadeniz dağlarına aşığım… 2010 yılından bu yana geziyorum, anlatıyorum ve önemli olanı bunların hepsini içimde yaşıyorum, yaşatmaya çalışıyorum.

Bu seferde büyük bir istek ile bir türlü başaramadığım tur rotası Ardeşen, Çamlıhemşin, Ayder, Zilkale idi..
Fakat başarısızlığın sebebi ben değilim Karadeniz ve onun meşhur olan yağmurları..
İlk denemem yine yağmurlu bir günde oldu ve Görele’den bu sefer çıktım 1 gün Ardeşen’e gidip orada kalacak ve sonra rotayı zorlayacaktım….

Fakat yağmur beni öğle bir yıkadı ki ! Anlatılmaz yaşanır hani yağmuru sevmediğimden değil sitemim malzeme yokluğundan…
Öğle yada böyle Rize’ye kadar pedalladım.. Rize’de bir yağmur vardı ki sormayın.! Geldiğim gibi ertesi gün döndüm ve yağmur hala devam ediyordu. 🙂
Zaman hızla geçiyor ve ilerliyordu artık kışın tam ortası ve kar mevsimi çoktan gelmişti fakat Karadeniz sanki hasta gibiydi. Günler Öncesinden hava tahminlerini araştırıyor ve havayı kolluyordum… Karadeniz’de iyi havaya denk gelmek ve bunu 2-3 gün sürdürmesi.

Hani bundan 5-6 yıl önce desem çık derdim fakat 2012’nin son günlerinde hava öğlesine güzel ki !..
Hemen hazırlanıyorum.
28 Aralık cuma günü saat 18.00’de Görele’den otobüs ile Ardeşen’e ilerliyorum… Otobüs işi biraz sıkıntılı bagaj dolu,bisikletin çok büyük,yer almaz gibi sorunlar çıkabiliyor tabi parada istiyorlar..
Fakat ben işi garantiye alayım dedim..
Gittiğim otobüsler yarın 18:00’de Ardeşen’den geçeceklerini söylediler. Dedim beni de alın unutmayın ha! 🙂
Tamam felan filan derken Ardeşen’e geldiğimizde gece yarısına yaklaşıyordu ve hava muhteşemdi, ay bütün güzelliği ile puslu havadan Karadeniz’e güzellik katıyordu..

fotograf1

Bakakaldım.. Öğretmen evini bulduktan sonra yerleştim… İyi bir uykuya ve dinlenmeye ihtiyacım vardı ve oda 4 kişilikti hangisine yatarsan yat. 🙂
Neyse ufak bir duş derken çantayı düzenle, giyecekleri ayarla bu çantaya şu oraya derken geceyi ediyoruz.
Birde uyku yok. Hemen salona inip bisikletin ayarlarını yapıyorum…

Sabah hiç bir şeyle uğraşmadan gitmek gerekli. Kış saatinde dağ bisikleti için zaman nakit idi.
Bir ara sırtımı sıcak kalorifere dayanmıştım ve yatak yumuşacıktı. Benim evdeki yatak biraz sert ben ona alıştığım için uyumak biraz zor oldu…

Gece hava soğudu kalorifer buz kesti hepten uyku kesildi…
Bir ara uyudum mu ? Uyandım mı? Belli değil…

Sabah oldu kalktım saat 07.00 geçiyordu hemen hazırlandım ve yola koyuldum…
Ardeşen çıkışına doğru Çamlıhemşin sapağına geldiğimde karşımda Kaçkar Dağları duruyordu…
Bakakaldım!

fotograf2

Hava güzel fakat ayrıntılı durumda ise akşam sağanak yağış gösteriyordu ve öğlede oldu…
Gideceğiniz yeri tabelalar en güzel şekilde gösterip sizi heyecana sokabiliyor hislerinizi kabarta biliyordu.

fotograf3

Çamlıhemşin yoluna vurdum kendimi gidiyorum yali yali yanımda fırtına deresi ve sesi…

Daha uyku ve uyuklama arasında pedallıyorum fakat öğle dalgın değil. Yola dikkatimi vermiş en sağ taraftan gidip etrafı kolluyorum, gidiyorum her yerim Karadeniz her yer Karadeniz…! Deyip şükrediyorum halime…

fotograf4

Nereye bakarsanız bakın, her yerde bir sevda kokusu yayılır…
İster kış isterse yaz olsun diyorsunuz ki olsun da Karadeniz olsun…

Yol boyunca bana fırtına vadisi ve deresi eşlik ediyor ve diyor ki;
Ben beni seveni sever sevmeyeni aşık ederim! Bana çöpünü değil sevgini ver!

Ardeşen’den bu yana hafif eğimle Çamlıhemşin’e yol alıyorum yokuşları seviyorum fakat bu gün farklı oluyor biraz…
Neden ya da niçin olduğunu bilemediğim bir isteksizlik mi? Yoksa atlamış olduğum ısınma turumu hala anlamış değilim ki!

Çamlıhemşin’e gelince motor iyice ısınıyor ve bu sorun ortadan kalkıyordu.
Çamlıhemşin bölgesinin bir meşhur tarafı da atmaca ve doğanları idi onlarda gün boyunca başımın üzerine sorti atıp durdular 🙂
Biraz zorlu bir in, çık, düz yol derken Çamlıhemşin tabelası beni karşılıyor ve seviniyorum..
Oh be…

Hadi zoru bitti kolayı kaldı! Nasıl yani? Benim için zor olan tırmanma öncesi yoldur! O yolu bitirdim mi gerisi gelir zaten…
Çevremi de anlatayım mı?
Dere sesi ve derenin kendisi (fırtına deresi) rakım yükseldikçe çam ağaçları, ahşap yapılar, teleferikler, asma köprüler ve bir çok zenginlik var ki! Biraz anlatmayayım da merak edin. 🙂

fotograf5

fotograf6

Çamlıhemşin tabelasının hatırasını alıyorum güneşe gülümsüyorum ve yoluma devam ediyorum. Az sonra ufacık bir kent Çamlıhemşin karşılıyor beni karnımda aç yemek yesem biliyorum tıkanacağım yokuşlar daha büyük gelecek bana…
Oturdum hafif bir çorba ile geçiştirdim olayı…

Şimdi ki rota 2 tane ayrım! 1.si Ayder yaylası sol taraf, 2.si sağ taraf Zilkale, Pokut, Çat tarafı

fotograf7

Fırtına deresini selamlıyorum birde fotoğraf alıyorum kendisinden ve memnun olduğunu söylüyor bana.. Ben onu duymasam da!

fotograf8

Temiz hava ve yemek beni kendime getirince tempo biraz daha hızlanıyor doğa güzelleşiyor gizli güzellikler de meydana çıkıyordu.
Aslında kuzine başında oturup o ahşap çamdan bakmak o kadar çok isterdim ki..
Bozulmuş kültürlerin inadına temiz kalan Çamlıhemşin yaylalarına bakmak.

fotograf9

Deyip geçiyorum adeta yaşıyorum doğayı hem pedallayıp hem yaşamak var ya! Hissetmek gerekli..
Yol gayet güzel manzaralı ve sulu.. Evet, evet su !!
Sağım solum her yer su..
Su sesi… O kadar rahatlıyorsunuz ki ferah ferah yol alırken kemerli köprülerde tarihe ışık tutarcasına sizinle ve sizi selamlıyor.

fotograf10

Yol boyunca taciz eden köpeklerde oldu fakat aldırmadım gel, mel derken ısırıklı bir saldırı yaşamadım hatta gelip tekrar geri dönüyorlardı.
Fakat köpekler normalde, önünüzü at keserse ne olur? 🙂
Benim başıma geldi yolun ortasında dikildi bana bakıyor… Hist git, pist, det, dayt derken 2 – 3 adım kenara çekildi hemen uçtum yanından ne olur ne olmaz! 🙂

Kafa bir dağlarda , bir yamaçlarda sıcak bir ev güzel bir manzara.

fotograf11

Neyse ki Zilkale yokuşuna geliyorum ve yolu parke taşlarla döşemişler güzel yani.
Fakat yerlerde kestane kabukları ile dolu ve bunların açılmamış tarafı tekeri bile patlatabilir bende bir kaçının üzerinden geçtim bir şey olmadı…
Galiba şans 🙂

Bu arada yediğim çorba tam oturmadan yokuşa vurdum kendimi o kadar dik, o kadar zahmetli 750 rakımda bulunan kaleye gidene kadar atla karayı çektim çorba bile isyan etti. 🙂

Neyse ki o son virajdan sonra muhteşem görüntü beni sardı…
Aralık olmasına rağmen yerde ufak tefek karlar ve gök yüzünde kocaman bir güneş vardı.

fotograf12

Hemen yokuş bitimi yokuş aşa indim 🙂 Sonra tekrar yukarı çıktım…
İn çık hiç bitmez Karadeniz’de…

Zilkale; Rize/Çamlıhemşin ilçesinin 12 km güneyinde, Fırtına Vadisindeki bir geçide hakim, yüksekçe bir tepe üzerinde (dere yatağından 100 m denizden 750 metre yükseklikte) konumlanmış (40° 55′ N, 40° 57′ E), 8 burç ve bir gözetleme kulesinden oluşan, savunma hendeği durumundaki Zil deresine merdivenle inilen, bir kale olup, kesin yapım tarihi bilinmemektedir.

Kalenin müthiş bir çehresi ve manzarası var. Bir aşağı bir yukarı derken 11.15 gibi kalede idim…
Bir aşağı bir yukarı derken kalenin manzarasından ayrılmak biraz zor oldu diyebilirim hatta dönerken bile arkama baktım.

fotograf13

fotograf14

Ben ve karlı dağlar aşık olduğum yerler!

fotograf15

Diyeceksiniz o kadar yol gittin yerde izde kar görmedin mi? Evet biraz gördüm azcık kar topu yaptım.

fotograf16

Sonra Ayder’i denemek için inişe geçtim iniş çok güzeldi yahu su gibi akıp gitti yollar kilometreler…
Çıkış her zaman zahmetli oluyor fakat inişi harika…
Ha! Birde şu var …
İniş bence çıkış tarafından daha zor. Hem kontrol hem fren hemde denge çok önemli…
Çakıllı yere girdiniz mi uçabilirsiniz aman dikkat! Dedikten sonra yeniden fırtına deresi ile Çamlıhemşin sapağına geliyorum bu sefer Ayder’i deneyeceğim fakat biraz da yorgun gibiyim…

Hadi yaparsın sen diyorum sen neler gördün deyip verdim gazı kendime fakat uzun da sürmedi diyebilirim…

Bu tabeladan sonra trafik işaretlerinde 18 km rampa fotoğrafını görünce zaten hepten kopuyorum ve yol harbi dikleşiyor…

Birde sağ dizimde ufak, ufak ağrılar hissediyorum tam diz kapağının sol tarafına!.. Ardından Ayder tabelasını…

fotograf17

Dedim 17 km bu bacakla gider mi ? Eh deneyelim diyor ve pedallıyorum ..
Devamlı çıkış var benim keyifler iyice zora giriyor ve karasızlık başlıyor akabinde en sevmediğim şey ikilemdir.
Yola çıkıldı ise o yol bitmelidir fakat bir yandan sağlık var.

Düşünürken 7 km yol aldım 7. km civarında ufak bir iniş olsada yeniden tırmanış başladı…
Bisikletimden indim yürümeye başladım açılır, kedine gelir diye fakat ne çare.
Kendi kendime mırıldanıyorum eğer 30 dk içinde kaç km kaldığına dair bir tabela bulamaz isem geri dönecektim…
1 dakika geçmeden bir jeep 🙂

fotograf18

Birde çok üzülüyordum… O kadar deneme yap et Ayder’e gitmeden dön! Oldu mu?
Olmadı…

Pat bala bak bala…
Sayın büyüklerim benim yürüdüğümü görünce hemen ön taraflarda duruyor ve nereye gidiyorsun diye soru geliyor..
Bende Allahhhh diyorum içimden birde takla atsam iyi…
Ayder’e Ayder’e deyince gel atla diyorlar. Bisikleti arabanın üstüne bağladıktan sonra biniyorum arabaya.

Nereden geliyorsun ne yapıyorsun derken sohbet güzel gidiyor…
Sen üşümüyor musun demez mi… 🙂
Abi dedim kafamda bere içimde binbir çeşit giysi, rüzgarlık, felan filan derken Ayder’e geliyoruz…

Ayder’i şöyle özetleyebilirim..
Bildiğimiz kent ..!
Yayladan çıkmış artık yakında ilçe bile olur diyorum…
Doğallığı gitmiş ve her yer butik yeme içme akabinde otellerle dolu…

Yayla denir mi buraya şimdi?
Neyse diyorum gezmeye devam karlı yollarda pedal basmak lastiğin buzda kayması oh be! Ne güzelde sarıyor…
Birde güneş yavaş yavaş batıyor ve hava bozuyor hafiften rüzgarda okşuyor bölgeyi.
Karşı tarafta bulunan dağlar güneş ışığı ile aydınlanmaya başlıyor.

fotograf19

fotograf20

Karşı yamaçlarda poşet ile kayanlar… Tam benim çocukluğum geliyor başıma 🙂
Kaysam mı diye düşünürken bisikletim ile dalıyorum karlara.

fotograf21

Yamaçlardan aşağı kayan bayanlardan çığlık sesleri vagon misali peş peşe iniyorlar…
Ve çarpışan araba gibi toslamalar filan acayip eğlence var yani.

Yahu geldim geleli ben kendimi çekemiyorum hemen bir yamaca çıkıyorum…
Rica etsem beni de çeker misin? 🙂
Yamaç aşa başarılı bir iniş ve fotoğraf.

fotograf22

İkindi ezanı da kulaklar duyulunca Ayder yaylasını tamamlamak zorunda kalıyorum.
Hemen iniş kısmına geçiyor ve Çamlıhemşin’e geliyorum…
Fakat dizim felaket ağrıyor…

fotograf23

fotograf24

Gün batıyor..
Birde Çamlıhemşin’den Ayder tarafına ters rüzgar tam kafadan beni alıyor mu…
Hobala…
Dönüş biraz zorda olsa tamamlanıyor…

Ve
Çamlıhemşin’e veda ediyorum…

ELVEDA ÇAMLIHEMŞİN, ELVEDA ZİLKALE ….
ÖMRÜM YETERDE SANA YİNE KAVUŞANA KADAR ELVEDA!

Gönderen: Serkan NAMAZCI

This entry was posted on Cuma, Ocak 11th, 2013 at 13:59.
Kategori: Sizden Gelenler.

6 Yorum,

  1. Serkan Abi’den yine mükemmel tur 🙂 Her iki serkan abiye de teşekkürler :))

  2. Harika bir tur olmuş, çok özendim. Hep kış aylarında, karlı dağlarda pedallamak istemişimdir ama hem bisikletim hem giysilerim ve ekipmanlarım yetersiz. Sadece güneşli günlerde tur yapabiliyorum. Serkan gibi kış turcularını görünce de takdir ediyorum. Dahasını bekliyoruz, iyi pedallamalar… 🙂

  3. yaşar

    arkdaşalr ben türkiyenın heryerine bisikletle gezicem bunu için daha oncede tecrubeli arkdaşlar varsa bana ulaşırmı

  4. suat bağlan

    güzel bir gezi olmuş fotograflar anlatımla birleşince ayrı bir güzellik katmış ayağına pedalına kuvvet.

  5. suat bağlan

    derğerli yaşar kardeşim siteye girerek zaten ne kadar tecrübeli birisinin sitesine girdiğin için site sahabi serkan taşdelen ile iletişime gece bilirsin.sana yardımcı olacağından hic şüphem yoktur.onun bigisi cevresinde cok aydınlanacağını düşünmekteyim.lakin eğer bizimlede fikir alış verşi yapmak istersen sana taşdelen kadar yardımcı olamasamda yine billdiklerimi öğrenmek istediğin detayları paylaşırız.sağlıklı bol pedallar dilerim.suat bağlan.

  6. EMİNE&COŞKUN

    TEBRİKLER

Yorum Yaz “Karadeniz Bir Sevdadır – Serkan Namazcı”

Serkan TAŞDELEN | pedalla.com | .net | .org | serkantasdelen.com.tr | Tüm hakkı saklıdır | 2014