17 Temmuz 2011

Gece Kevser’in çadırda Serkan, Kevser ve ben dedikodu yaparken sızmış kalmışız. Sabah güneşin sıcağı ile çadırın içinde bunalıp uyanıyoruz. Acelemiz yok nasıl olsa, kalkıp bir güzel kahvaltımızı yapacağız, sonra yola koyulacağız. Arkadaşlarımdan bugün ayrılacağım. Kevser, Serkan ve Emre abi birlikte dün geldiğimiz yoldan Beypazarı’na dönecekler. Ben ise Bolu’ya devam edeceğim. Arkadaşlara da Bolu’ya gelip buradan otobüs ile Ankara’ya dönmelerini teklif ediyorum. Aynı yolu gitmektense çok daha keyifli olur diye düşünüyorum. Ama maalesef bir türlü ikna edemiyorum. Sağlık olsun ne yapalım… 🙂

Çadırdan çıkıp elimizi yüzümüzü yıkıyoruz. Keyfimiz yerinde, uykumuzu yarımda olsa aldık sayılır. Mutluyuz be arkadaş… 🙂

Kahvaltı için dün akşam takıldığımız yere gidiyoruz. Nasıl olsa sıcak çay var. Dün akşam biraz fazladan para alacaklardı bizden. O nedenle sabah pazarlığımızı yapıp oturuyoruz. Hep beraber bir elden dün Kıbrıscık’tan aldığımız kahvaltılıklarımızı hazırlıyoruz. Sıcak çayımız da geldi mi değmeyin keyfimize.

Kıbrıscıklı ablamızın yaptığı bazlama epey güzel görünüyor. Dayanamayıp bir tane ısmarlıyoruz ve hep birlikte onuda afiyet ile yiyoruz.

Dün akşam köze gömeceğimiz patatesleri maalesef anca sabah yapabiliyoruz. Kahvaltıya başlamadan önce köze gömüyoruz. Biz kahvaltımızı bitirene kadar pişerler diye bekliyoruz. Nihayet beklediğimiz an geliyor ve közden çıkarttığımı patatesleri ellerimiz yana yana yiyoruz. Ne kadar lezzetliydi anlatamam…

Kahvaltımızın ardından epey keyif yapıyoruz. Şarkı, türkü ve muhabbet uzadıkça uzuyor. Saat öğle oldu biz hala oyalanıyoruz. Daha fazla gecikmemek için gidip çadırlarımızı topluyoruz ve yola çıkmaya hazırlanıyoruz. 11:45’te hatıra fotoğrafımızı çekilip yola çıkıyoruz.

Yola çıktık ve 4 km kadar Kıbrıscık’a kadar berbat bir yoldan gideceğiz. Rampayı alabildiğine hızlı iniyorum. Bir an önce bu bozuk yoldan kurtulmak istiyorum.

Kıbrıscık merkeze inip arkadaşları bekliyorum. Çok geçmeden geliyorlar ve markette dondurma molası veriyoruz. hava çok sıcak, kendimizi anca bu şekilde serinletebiliyoruz.

Ve artık ayrılık vakti geliyor. Birkaç gün önce tek başına pedal çevirmekten sıkılıp arkadaşlar için rotamı döndürmüştüm. Ama işte o eğlenceli vakitler de geride kaldı. Tekrar tek başıma kalıyorum. 🙂

Ben Bolu’ya arkadaşlarım Beypazarı’na devam edecekler. Tekrar görüşmek üzere, hepsine ayrı ayrı teşekkürler. Geçirdiğimiz keyifli dakikaları hiç unutmayacağım. Yolunuz, yolum açık olsun…

Kıbrıscık çıkışında Bolu’ya 65 km yolum kaldığı yazıyor. tek başıma 65 km.lik yolculuk. 🙂 Bir an önce moda dönmeliyim. tek başınalık, yalnızlık, grup, muhabbet… Bunları kafaya takarsam yoldan keyif alamayacağım. Bir diğer sevdiğim yollar ve doğa ile birlikte olmakta güzel. Bekle beni Bolu… 🙂

Güzel bir inişin ardından aynı güzellikte çıkış ile devam ediyorum yoluma. Aşağıda ki fotoğrafta görünen evin oradan indim, şimdi ise farklı bir eve doğru tırmanıyorum. Hava çok sıcak, hemen terliyorum…

Geçtiğim yol çok dar, şükür ki trafik çok değil. Ama yine de çok dikkatli olmak gerekiyor. Her an bir yerlerden arabalar çıkabiliyor.

Yolun bana sunduğu güzel manzaraları seyrederek pedal çeviriyorum. Bu manzaralar kimi zaman güzel ormanlık alan oluyor, kimi zaman ise bozkır tarlalar… Kimi zaman ise küçük bir gölet…

Bir süre keyifli yolda ilerledikten sonra yol yapım çalışmaları ile karşı karşıya geliyorum. Yolu yeniliyorlar ve eski yol neredeyse yok olmuş. Toprak zeminde bir an önce bitsin diye pedal çeviriyorum.

Bu yol yapım çalışması sandığımdan biraz daha uzun sürüyor. Arkada göbeğimin bakımını Ankara’dan çıkmadan önce yaptırmıştım. Ama şimdi tozunda etkisi ile garip sesler geliyor. Bu da beni korkutuyor. Dilerim bir sorun olmadan Zonguldak’a ulaşabilirim.

Bu sırada karşı yamaçta çok güzel bir köy görüyorum.

Nihayet bir süre daha bozuk yolda pedal çevirdikten sonra asfalta çıkıyorum. Bu yola çıkar çıkmaz hızımda artıyor ve biraz daha hızlı yol alıyorum. Rampa mampa dinlemeden pedal çeviriyorum. 🙂

Çok sıkıştım, uygun bir yer kolluyorum. Yoksa patlayacağım… 🙂 Bisikletimi yol üzerinde bir yere dayıyorum ve ağaçlıkların arasına koşuyorum. 🙂

Rahatlamış şekilde bisikletimin yanına dönüyorum. Karşımda rampalar uzanıyor ama hiç sorun değil. Acelem yok yavaş yavaş tırmanırım. Köroğlu dağlarını aşıp Bolu’ya ulaşacağımı biliyorum nasıl olsa…

Rampanın birisi bitip, diğeri başlarken ilerlediğimin farkına bile varmıyorum. Bolu’ya 50 km yolum kalmış…

Manzara giderek değişmeye başlıyor. Tek tük olan ağaçlar bu taraflarda ormanı oluşturmaya başlıyorlar…

Arada dinlenirken makine elimde çevreyi fotoğraflıyorum. Bu yalnız büyük çamda bunlardan birisi…

Kilometreler geçtikçe manzara daha bir güzelleşiyor. Bu da beni meraklandırıyor. Daha ilerisi ne kadar güzel acaba diye… Çok mutluyum ve zevkle ilerliyorum.

Sert rampalardan sonra yolum biraz düzeliyor. Küçük bir derenin akışına karşı pedal çeviriyorum. Ama manzara o kadar güzel ki yol aldığımın farkında değilim. Oksijen manyağı oldum ve hiç ayılmak istemeyen sarhoş gibiyim.

Bu mutlu halimi ölümsüzleştirmek için kendi kendimi çekiyorum. Ne yapalım, tek başınalığın kötü yanlarından birisi de bu. Kimse senin fotoğrafını çekemiyor. Anca kendi kendini çekeceksin, ya da makineyi 10 saniyeye ayarlayıp koşup çekileceksin. 🙂

Köroğlu dağlarında yine küçük ve şirin bir köy çıkıyor karşıma. O kadar güzel ki , orada yaşamak ne kadar güzel olurdu.

Bu köyün hemen karşı yamacında farklı bir köy daha var… Hepsi bir birinden güzel görünüyor.

Ağaçlar arasında gölgede pedal çevirmek çok güzel oluyor. Hava çok sıcak ama ben gölgede pedallıyorum. Bugün şanslıyım, diğer günlerde devam eder dilerim. Karşıma çıkan orman yoluna girmek istiyorum ama Bolu’ya gitmeliyim. 🙂

Burada biraz dinleniyorum ve çevreyi izliyorum. Ne kadar güzel olduğunu buyrun sizde görün…

Gölge taraftan yoluma devam…. 🙂

Köroğlu dağlarının üzerinde bir yerlerdeyim. Burada büyük bir ova çıkıyor karşıma. Burası aşağılara göre biraz serin ve çok değişik..

Burası mera ıslahı proje sahasıymış….

Köroğlu Dağlarının üst kısımlarında aslına bakarsınız böyle bir manzara beklemiyordum. Bu beni epey şaşırtıyor. Bu bölgede birkaç köy gördüm ve hayvancılık epey yaygın olarak yapılıyor.  Neden mera ıslahı yapıldığını da pek anlamış değilim.

Bir süre bu ova da pedalladıktan sonra tekrar ağaçlık alana giriyorum. Kısa bir iniş beni bekliyor ve Bolu’ya 30 km yolum kalıyor.

Tekrar güzel ağaçlık yollar ile birlikteyim.

Günlerdir yollardayım, neredeyse bir ay olacak. Güneş kremi vs kullanmadığım için kollarım güneşten yanıyor ve su topluyor. Birkaç gün sonra onlar patlayacak ve derim soyulmaya başlayacak. 🙂

Neyse iğrenç kol manzarasından sonra muhteşem doğaya geri dönelim. Bugün o kadar tırmandım ki, her an bir yerlerden uzun bir iniş bekliyorum. Ne zaman çıkar karşıma meraktayım…

Bolu’ya 20 km kala beklediğim iniş ile karşılaşıyorum. Hadi bakalım, Bolu’ya kadar inmeye başlıyorum. Buradan sonra fotoğraf sıklığı biraz azalıyor. O kadar çıktım, inişin tadını çıkartmalıyım ama değil mi?

O da ne? Bolu taa aşağıda görünüyor. Kuş bakışı izliyorum Bolu’yu. Oraya kadar inmek ne kadar güzel olacak… 🙂 Tam tersini şu an hiç aklımdan bile geçirmek istemiyorum. 🙂

Bu güzel manzarada yoldaşımı çekiyorum… Bolu lastiklerimin altında… 🙂 Bekle beni Bolu, birazdan yanındayım…

Bu fotoğrafı da çektikten sonra kontrollü olarak inişe geçiyorum. Çok keyifli gerçekten, tempom epey hızlı oluyor. Arada yavaşlayarak durmadan bisikletimin üzerinden yolun güzelliğini çekiyorum…

Muhteşem bir rota… 🙂

Saatim 16:40’ı gösterdiği sırada anca Bolu girişinde durduruyorum bisikletimi. Gün boyunca o kadar rampa tırmanmıştım, o nedenle bu güzel inişi hak etmiştim. Çok keyifli bir inişti gerçekten. Günün finaline yakışır cinsten. 🙂

Bolu girişinde yine her zaman olduğu gibi fotoğrafımı çekiyorum.

Bolu’da çadır kurmak hiç istemiyorum. Kalacak yer bakıyorum kendime. Ama nereye gitsem adamlar ağzını 40 TL’den açıyor. Bende inat ettim ucuz yer bulacağım. Kafam dönüyor, neredeyse turu burada bitirip Ankara ya da İstanbul’a döneceğim. Ama ucuz yer bulmada kararlıyım. Otel telaşesi yüzünden Bolu’da pek fotoğraf çekemiyorum. Tek çektiğim fotoğraf ise bu oluyor.

 

Bir, iki, üç, beş derken nihayet bir otele daha geliyor. Burada da 40 TL diyor, tam çıkacakken gel abicim birşeyler yaparız diyor. Minimum 30 TL’ye iniyor ve bende şansımız daha fazla zorlamadan kabul ediyorum.

Odama yerleşip, duşumu aldıktan sonra biraz uzanıyorum. Sonrasında ise akşam yemeği için karnımı doyurmak için dışarıya çıkıyorum. Otel çevresinden fazla uzaklaşmıyorum ve ekonomik bir dürümcüde dürüm yiyorum. Akşam için birkaç da meyve alarak otele dönüyorum. Otel olayı burada keyfimi epey kaçırdı. O nedenle tadım tuzum yok, o nedenle gidip bir an önce uyuyacağım.

Gün Toplam Km: 73,14 | Ort. Hız: 16,8 | Max. Hız: 63,0 | Bisiklet Kullanma Süresi: 04:20:45

Tur Toplam Km: 303,86

4.Gün Harita ve Yükselti Tablosu (Kıbrıscık – Bolu); Haritayı büyütmek için lütfen üzerine tıklayınız?

Sevgilerimle…

onceki-gunorta-gunsonraki-gun

This entry was posted on Perşembe, Kasım 24th, 2011 at 23:22.
Kategori: Türkiye'den.

Bir Yorum,

  1. samet efe

    Sondan 4. rampa bana bi yeriii hatırlatıı abii 🙂

Yorum Yaz “Ankara – Zonguldak Bisiklet Turu 4.Gün ( Kıbrıscık – Bolu )”

Serkan TAŞDELEN | pedalla.com | .net | .org | serkantasdelen.com.tr | Tüm hakkı saklıdır | 2014