7 Temmuz 2011

Bugün de geceyi çok rahat geçiriyorum, sabah olduğunda dinç bir şekilde çıkıyorum çadırımdan dışarıya. Ben uyanıp, çadırdan çıktığımda Nesim çoktan kalkmış, toparlanmaya başlamış bile. Ama İsmail’den ses seda yok, o hala uyuyor. Bir iki seslenme ile onuda uyandırıyorum ve hazırlanmaya başlıyoruz.

Çadır toplama ve toparlanma işleminden sonra kaldığımız petrol istasyonuna ait lokantada çorba içiyoruz. Karnımızı bir güzel doyurduktan sonra artık yola çıkmaya hazırız. Sarıkaya’ya son kez bakıp, elveda dedikten sonra yola koyuluyoruz.

İlçe çıkışında Çayıralan ilçesinin yol ayrımını geride bırakıyoruz.

Dün Sarıkaya girişinde yol çalışması nedeni ile tabelayı bulamamıştık, o nedenle bugün çıkışta karşımıza çıkında fotoğraf çekilmeden gitmek olmaz diyerek sarılıyoruz makinelere. İsmail ile birlikte tabela koleksiyonumuza bir parça daha ekliyoruz.

İlçeyi geride bıraktıktan sonra inişli çıkışlar yollar hemen yakamıza yapışıyor. Olsun ne yapalım artık, bu yolları çok seviyorum sonuçta. Nesim önde, ben arkasında, benim de arkamda İsmail pedallıyoruz. İsmail dün olduğu gibi bugünde yine fotoğraf çekerek arkadan arkadan geliyor.

Anadolunun ortasındayız ve her yerimiz tahıl tarlaları ile çevrili. Buğday, arda ve bilmediğimiz bir çok ürün. Bu sarı manzarada pedal çevirmek ayrı bir keyif…

Yolumuz bir geliş, bir gidiş olmak üzere iki şeritli ve pek trafiği yok. Arada sırada geçen kamyonları saymazsak. Tabi bu kamyonlar bazen tehlikeli olabiliyorlar…

Yolumuz üzerinde bulunan ilk ilçe olan Boğazlıyan’a 29 km yolumuz var. Oraya kadar uzun mola vermek niyetinde değiliz. Yol çok güzel ve bizi hiç sıkmıyor.

Bazen içinden geçtiğimiz köylerin birinden geçerken İsmail bizi çekiyor…

Seri şekilde yol alıyoruz ve birkaç fotoğraf molası dışında pek durmuyoruz. Boğazlıyan’a çok az yolumuz kaldı o nedenle dişimizi sıkıyoruz mola için. Boğazlıyan’a 9 km kaldığını gösteren tabela önünde durunca hemen yanında bulunan göçebe çadırından iki çocuk koşup geliyor. Kısa muhabbetin ardından fotoğraflarını çekip yola devam ediyoruz.

Boğazlıyan girişinde yol yapım çalışmaları var, o nedenle dikkatle ilerliyoruz. Ben bir ara fotoğraf çekmek için yolun dışına en yakın yerde duruyorum. Tam bu sırada arkadan gelen kamyon benim matıma çarpıyor. Tam o anda çarpacağını anlayınca kendimi daha dışarıya doğru çekiyorum. Sadece matıma sürterek geçip gidiyor. Son anda ezilmekten kurtuluyorum, tabi arkasından sayıp söverken plakasını almayı akıl edemiyorum. Yol yapımında çalışanlara geçen aracı tanıyıp tanımadıklarını sorsam da bir bilgiye ulaşamıyorum. Adam arkasına bile bakmadan basıp gidiyor.

Boğazlıyan’a 9’u 10 geçe giriyoruz ve çay içip birşeyler yemek için uygun bir yer arıyoruz. Öncesinde benim PTT de ufak bir işim olduğu için arkadaşları kısa bir süre bekleterek işimi hallediyorum ve sonra oturacak yer bakıyoruz.

Çok gitmeden bir tane çay ocağı buluyoruz ve hemen duruyoruz. İsmail ile hemen karşısında bulunan markete giderek birşeyler alıyoruz ve çay ile birlikte yiyoruz.

Yarım saatten fazla zaman geçiriyoruz burada ve sonrasında harekete geçiyoruz. Boğazlıyan’ı terk etmeden önce bende birkaç kare fotoğraf çekiyorum.

Boğazlıyan’dan yolumuza Felahiye yönünden devam ediyoruz.

Boğazlıyan çıkışında dümdüz yollar bizleri bekliyor. Uçsuz bucaksız yollarda, nereye gittiğimizi bilmeden pedal çevirmek gibi şuan içlerimiz…

Yola çıktıktan 45 dakika kadar sonra bir çeşme başında su takviyesi için mola vermek istiyoruz. Nesim bizden ulaşıyor ve bizi bekliyor, bizde İsmail ile laflayarak geliyoruz.

Çeşmeye ulaşır ulaşmaz hemen elimizi yüzümüzü yıkıyoruz ve mataralarımızı dolduruyoruz. Hava çok sıcak ve hiç gölgelik bir alan yok. Güneş beynimize işliyor adeta…

Buradan sonra tekrar yola koyuluyoruz, ama hava giderek sıcaklığını hissettirmeye başladığı için en ufak fırsatta hemen sığınacak yer arıyoruz. Yine bu sırada karşımıza Yozgat / Boğazlıyan’ın son beldesi Devecipınar çıkıyor. Hemen kahveyi bularak, belde halkına selamımızı vererek oturuyoruz.

Çaylarımızı yudumlayıp belde halkı ile muhabbet ediyoruz. Pek kullanılmayan rota olduğu için ne işiniz var buralarda diye soruyorlar, tabi bizde hemen turumuzdan ve rotamızdan bahsediyoruz. Daha fazla oyalanmadan yolumuza devam etmek üzere hareket ediyoruz. Beldeden bir kare çekmeyi ihmal etmiyorum tabi…

Devecipınar geride kalıyor ve son kez bakarak genel bir görünüm manzarası alıyorum…

Devecipınar geride kalınca Felahiye’ye de 20 km yolumuz kalıyor. Saatimiz 11:00’i gösteriyor ve Felahiye’de öğle yemeği molası verme niyetindeyiz.

Dümdüz, muhteşem ve sakin manzarada pedal çevirmek gerçekten çok keyifli. Bu mutluluğumu sanırım en güzel bu fotoğraf anlatır…

Anadolu bozkırının ortasından sevgili İsmail gelirken…

Yozgat geride kalıyor ve Kayseri il sınırlarına giriyoruz. Kayseri aynı zamanda turumuzun Sinop, Çorum ve Yozgat’tan sonra 4. şehri oluyor.

Giderek Felahiye’ye yaklaşıyoruz. 10 km yolumuz kaldı ve karnımızda ufaktan zil çalmaya başladı.

Felahiye’ye doğru bize ufak bir göl eşlik ediyor. Çok güzel manzaralar sunan bu gölü fotoğraflamadan geçmek istemiyoruz.

Dalgalı yolda inerek, çıkarak Felahiye’ye ulaşmaya çalışıyoruz. İnişlerde hızımızı alarak diğer çıkışın yarısına kadar çıksakta, bisikletimiz yüklü olduğu için aniden kesiliyor.

Tarlaların hemen ardında Felahiye ilçesi göründü. Ama nasıl bir yol ile oraya ulaşacağız bilmiyoruz.

Felahiye girişine çıkış ve inişlerin ardından ulaşıyoruz. Girişte bizi bekleyen Nesim’in objektifine yakalanıyorum.

İlçe girişinde Nesim ve beni İsmail kardeşim fotoğraflıyor.

İlçenin merkezini bulmak biraz zor oluyor. Çok küçük bir yer olduğu için fazla tabelada yok. Bir petrol istasyonuna sorarak merkeze doğru ilerliyoruz.

İlçe merkezinde bulunan bir lokantaya oturarak kısa bir pazarlıktan sonra pidelerimizi sipariş ediyoruz. Karnımızı doyuruyoruz bir güzel ve üzerine de ikram edilen çaylarımızı yudumluyoruz. Biraz da dinlendikten sonra tekrar yola çıkmak üzere hazırlanıyoruz. Tabi yine buradan ayrılmadan ara sokaklardan bir kare fotoğraf çekiyorum.

Rotamız Kayseri’ye olmasa da o yönde ilerliyoruz. Ana yola çıkana kadar bu yolda devam etmek zorundayız, sonra ayrılacağız.

Güzel bir inişin ardından düz yolda rüzgara karşı pedallamaya başlıyoruz. Tabi bu çok geçmeden bizi zorlamaya başlıyor. Rüzgara karşı pedallamak rampa çıkmaktan çok aha kötü olduğunu tüm turcu arkadaşlarımız bilirler.

Önümde Nesim rüzgarı minimize etmek için uğraş içerisinde pedal çeviriyoruz. Arkasında bende aynı şekildeyim, tabi ki benimde arkamda İsmail aynı. Yapacak birşey yok, bu şekilde gitmek zorundayız.

Bu defa ki manzaramız ise bir baraj gölü. Yanımızda bize biraz olsun keyif katıyor ama biz hala rüzgar ile cebelleşmekten pek manzaraya bakamıyoruz.

Baraj Gölünün üzerinden Yaşar Karayel Viyadüğü ile geçiş yapıyoruz. Buradan sonra bizi rampa bekliyor tabi ki.

Baraj Gölünün ardından epey sert bir rampa ile devam ediyoruz yolumuza. Havanın sıcak olması ile hemen terlemeye başlıyorum ve terlerim gözüme girdikçe gözlerimi yakıyor. Çok kötü oluyorum, ama bir yandan da çıkmaya devam ediyorum.

Rampa çıkmaya devam ediyoruz ve hiçte bitecek gibi görünmüyor. Her döndüğümüz tepenin ardından iniş arıyoruz ama maalesef bulamıyoruz. Fotoğraf bile çekemiyorum artık, bu ilginç köy isimlerini görene kadar. Burada durup cı’lı, cu’lu köyleri gösteren tabelayı fotoğraflıyorum.

Sıcaktan artık iyice bunaldık ve sığınacak bir yer arıyoruz. Rampa iyice uzadı ve artık sıkıldık. İlk bulduğumuz yerde hemen duruyoruz ve birşeyler atıştırıyoruz.

Durduğumuz yer bir bal satış noktası ama kimsecikler yok. Bal olana kadar ara vermişler herhalde. 🙂

Hafif bir iniş çıkıyor karşımıza ve bu bile bizi mutlu etmeye yetiyor. Felahiye’yi çıkalı 20 km olmuş ve çok zor ilerliyoruz.

Tabi bu kısa inişin ardından tekrar çıkış ile devam ediyoruz yolumuza. Karşı yamaçta görünen güzel bir manzarayı fotoğraflamak için duruyorum.

Çektiğim manzara ise budur;

Nihayet bir süre çıkışa devam ettikten sonra biraz düz gidiyoruz ve bir kavşağa ulaşıyoruz. Buradan sonrası iniş görünüyor. Ama öncesinde sıcakta hararetimizi biraz indirmek için karpuz molası veriyoruz.

Molanın ardından yola koyuluyoruz, tabi ki iniş olarak. Güzel bir iniş bizi bekliyor. Hak ettik ama, viyadükten bu yana tırmanıyoruz bu sıcakta. Yeterince bizi yordu bu yol. Güneşli köyünden geçerek hızla Kayseri – Sivas anayoluna kadar iniyoruz.

Saatimiz 16:30’u gösterdiği sırada ulaşıyoruz Kayseri – Sivas anayoluna. Buradan sol tarafa dönerek Sivas yönünde ilerliyoruz.

Nihayet bu kavşakta hedefimiz olan ilçe Bünyan’ın ismini görüyoruz.

Geldiğimiz yola nazaran daha kalabalık yolda pedal çeviriyoruz.

4 km kadar bu ana yolda pedalladıktan sonra yolumuza sağ taraftan devam ederek Bünyan’a çeviriyoruz gidonumuzu.

Bünyan’a 7-8 km yolumuz kala iyice tükeniyoruz ve bir petrol istasyonuna girerek çay molası veriyoruz. Burada bisküvi atıştırarak biraz kendime geliyorum. Bu sırada Nesim’de Bünyan’lı olan asker arkadaşı ile sürekli irtibat halinde. Bize kalacak yer ayarlamaya çalışıyor ama bir sonuca ulaşamıyoruz.

Saatimiz 18:00’i henüz geçerken bizde Bünyan’a giriş yapıyoruz.

Nesim’in asker arkadaşından bir haber alamayınca başımızın çaresine bakarak kamp atacak yer arıyoruz. Bulduğumuz birkaç uygun ve güzel yerlere bakıyoruz ama maalesef oralardan da eksi sonuç ile dönüyoruz ve merkeze doğru ilerlemeye devam ediyoruz.

Kamp kurma planımızı halka aktarınca genellikle Bünyan’ın hemen üst kısmında bulunan Pınarbaşı mevkisini öneriyorlar bize. Bizde ne kadar uzaklıkta olduğunu soruyoruz ve aldığımız cevap her ne kadar ilerlesekte 3 km oluyor.

Bünyan’ın tam merkezine ulaştık, burada da yine kahvenin birisine Pınarbaşı mesire alanını soruyoruz ve kamp kurup kuramayacağımızı soruyoruz. Kamp kuruluyormuş ama güzel bir rampa ile oraya ulaşmamız geriyor. Bitmiş tükenmiş bizler, ha gayret diyerek devam ediyoruz.

Değil km, şu an metrelerin hesabını yapıyoruz. Çıkıyoruz sürekli ve çıktıkça birilerine Pınarbaşı’nı soruyoruz. 3 km ileride diyor herkes, lan ne bitmez 3 km oldu bu. Git git git hala ortada birşey yok. yine yolumuz üzerinde birilerine soruyoruz ve nihayet biraz daha gittikten sonra buluyoruz. Hemen gidip orada bulunan bir tane işletmenin önünde duruyoruz ve Bünyan’da yaşadığımız mağduriyetten bahsediyoruz. Sağolsun arkadaş bu konuda bize yardımcı oluyor ve çadır kuracağımız mekanı gösteriyor.

Biraz dinlenip, ikram edile çaylarımızı yudumladıktan sonra çadırlarımızı kuracağımız alana gidiyoruz. Çadır alanı hiç birimizin içine sinmiyor, ama bu saatten sonra gidecek bir yerimiz yok, mecburen kuracağız diyerek çadırlarımızı kuruyoruz. Akşam yemeği için hiç birşeyler almadık ve hafif atıştırmalıklar ile karnımızı doyuruyoruz. Gece Nesim ve benim epey keyfimiz kaçıyor. Bugünün sonu hiç ama hiç güzel geçmiyor. Sürekli içimde bir sıkıntı ile geçti vakit. Daha fazla oyalanmadan elimi, yüzümü yıkayıp çadırıma yatmaya geçiyorum. Bir an önce sabah olmasını ve buradan gitmeyi istiyorum.

Gün Toplam Km: 130,44 | Ort. Hız: 16,9 | Max. Hız: 79,6 | Bisiklet Kullanma Süresi: 07:41:35

Tur Toplam Km: 601,24

5.Gün Harita ve Yükselti Tablosu ( Sarıkaya – Bünyan ); Haritayı büyütmek için lütfen üzerine tıklayınız?

Sevgi ve Saygılarımla?

NOT: Pedalla.com imzası olmayan fotoğraflar İsmail Odabaşıoğlu ve Nesim Gözeten?e aittir.

onceki-gunorta-gunsonraki-gun

This entry was posted on Pazartesi, Eylül 26th, 2011 at 00:04.
Kategori: Türkiye'den.

5 Yorum,

  1. gökhan topsakal

    finali tatsız olmuş,ama fotograflar yine çok güzel=)

    tanıdık sima sayısı arttıkça daha bi keyifli oluyo fotograflara bakmak=)

  2. Osman Ünver

    5 günde sinoptan bünyana gitmek kolay iş olmasa gerek 🙂

  3. Emre Özçelik

    Keyifle takip ettiğim bir tur yazısı. Umarın aynı rotayı bir gün ben de geçerim.

  4. Mustafa KALIN

    Pedalınıza sağlık 😀 güzel bir parkur, muhteşem fotoğraflar… bu arada parkurun ortası benim köyüm, Devecipınar… bana kalırsa sadece parkurun değil, Türkiye’nin de tam ortası Devecipınar… sizlerle karşılaşmak isterdim. emeğinize teşekkür ederim.

  5. evet cok güzel resimler .. keskem devecipinar da daha cok foto cekseydiniz yinede tsk ler

Yorum Yaz “Kuzey’den Güney’e Bisiklet Turu 5.Gün ( Sarıkaya – Bünyan )”

Serkan TAŞDELEN | pedalla.com | .net | .org | serkantasdelen.com.tr | Tüm hakkı saklıdır | 2014